Zavallı Postacı ile Kusursuz Kadın
Zavallı Postacı ile Kusursuz Kadın Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; bir savaş bittikten sonra, bir savaş başlamadan önce; yapraklar sarardıktan sonra, etraf bembeyaz olmadan önce; güneş doğduktan sonra, ay çıkmadan önce; bir adam bir kadını gördükten sonra, kadın onu görmeden önce; her zamanki tedirginliği ile bıraktı mektubu kadının posta kutusuna. Bıraktı ama bırakamadı; sonra çekip gitti oradan ama ayrılamadı. Her seferinde aynı adresten gelen mektupta ne yazıyordu, yaşayamazdı öğrenmezse bugün. Gerçi ne düşünüyordu ki zavallı postacı? Kadın dünyalar güzeliydi, onun tek dişi eksikti; kadının bembeyaz, elmas gibi bir teni vardı; onun teni ise bir kirpi kadar pürüzlüydü. Kadın asildi. Her zaman taktığı, yüzünün yarısını kapatan o kahverengi şapkasıyla başı dik, gizemli gizemli dolaşırdı sokaklarda. Postacı ise zavallı, kaldırım desenlerini ezberlerdi ilerlerken. Yine de bir umut işte, belki bir sevdiceği yoktur kadının diyordu içinden. Belki sıkılmıştır mükemmel hayatınd...