Korkak Çocuk ile Bilge Adam

Korkak Çocuk ile Bilge Adam

Diğer tüm yerleşim yerlerinden uzakta, fazla kalabalık olmayan, sakin bir kasabada diğer çocuklardan çok daha korkak bir çocuk yaşarmış. Elbette her çocuk birbirinden farklıdır, fakat bu çocuğun sahip olduğu farklılık ona mutsuzluktan başka bir şey getirmiyormuş. Üstelik bu farklılığını fark ediyor, yine de bir türlü çözümünü bulamıyormuş. Yaşadığı kasabanın batı tarafı sonsuz okyanusa dökülen upuzun bir şelaleden, doğu tarafı her hayvan türünün yaşayabileceği, saçtan sık ağaçlarla kaplı bir ormandan; güneyi sevgiden yoksun kalmış kalp kadar kuru bir çölden, kuzeyi ise en sessiz insandan bile soğuk bir kutuptan oluşuyormuş. İşte o gün, her şeyin her zamanki gibi yaşanmaya devam ettiği o gün bir yabancı gelmiş kasabaya. Yabancı diyorum ancak ismi, yaşı, ırkı bilinmese de bu adamın diyarların en bilge insanı olduğu herkesçe bilinirmiş. Ünü kendisinden hızlı yayılıyormuş. Fakat ünü kendisinden hızlı yayıldığında birinin, bilirsiniz, onun hakkında doğru yanlış ayırt edilmeden bir sürü şey atılıp tutulur. Kasabadakiler de o adamı gördüklerine hiç sevinmemişler. Onu gören herkes teker teker ahşap evlerine girmişler ve minik pencerelerinden sadece gözleri gözükecek şekilde dışarıyı seyre koyulmuşlar. Çünkü Bilge Adam asla rastgele seyahat etmezmiş. Hele herkesten izole kalmayı başarmış bu kasabaya nedensiz gelmesi olanaksız bir şeymiş. Bilge Adam kasabanın merkezinde bulunan su kuyusuna varınca şöyle bir etrafa göz gezdirmiş. Bilginmiş bilgin olmasına fakat bazen bu seyahatleri neden yaptığını o da bilemiyormuş. Sadece içinden gelen bir ses ona gitmesi gerektiğini söyler, o da bu sese uyar ve ilerlemeye başlarmış. Çünkü hayatın sisli bir yol olduğuna inanıyormuş. Adım arttıkça yol görünüyor ve onu sonuca bir şekilde ulaştırıyormuş. Bu sırada su yüzeyinden baloncuklar çıktığını fark etmiş. Elini içeri daldırdığı gibi kuyuda saklanan çocuğu yakasından yakalamış ve yukarıya çekmiş. Çocuk sarışın, yeşil gözlü hoş bir çocukmuş. Sırılsıklam saçlarıyla ve ürkek bakışlarıyla ufak bir kediyi andırıyormuş adeta. Bir yere kaçıncı defa giderse gitsin, her seferinde oraya ilk defa gidiyormuş gibi her tarafı incelermiş bu çocuk. Her an kaçması gerekecekmiş gibi tedirgin, kambur bir duruşu varmış. Bilge Adam çocuğa neden saklandığını sormuş. Çocuk tek kelimelik basit bir cevap vermiş. Çoğu kişinin kolaylıkla söyleyemeyeceği, itiraf edemeyeceği bir cevapmış aslında bu. Son zamanlarda en az duyulan kelimelerden biriymiş.

-Korktum.

Adam bu cevabın üzerine hiçbir şey söylemeden katmış çocuğu önüne şelaleye doğru yola koyulmuş.

-Söyle bakalım genç, neden korktun?

Çocuk mahcup halde başını öne eğmiş.

-Sizden. Özür dilerim.

-Benden mi? Yoksa buraya gelme sebebimi bilmediğin için mi korktun?

-Galiba bilmediğim için.

Çocukta haddinden fazla utangaçlık ve mahcubiyet fark etmiş Bilge Adam. Yüzüne bile bakamıyormuş.

-İnsan bilmediği şeyden korkar, bu çok normal.

Çocuk adamın suratına ilk defa bakmış. Bilge Adam o zaman görmüş çocuğun gözündeki yaşı.

-Ben her şeyden korkuyorum ama. Yükseklikten, karanlıktan, yılanlardan, boğulmaktan, yanmaktan, bıçaklanmaktan... Her şeyden... O kadar korkak biriyim ki! Bırakın aşık olmayı, aşık olunmaktan bile korkuyorum. Birinin beni o kadar sevdiğini düşünmek tüylerimi ürpertiyor. Asla bir sevdiceğim olamayacak, asla bir savaşçı kadar cesur, bir avcı kadar akıllı, bir sanatçı kadar yetenekli bir çocuğum olamayacak. Babası tırsak olan birinden nasıl böyle bir çocuk beklenir ki zaten.

-Bu söylediğin şeylerden herkes korkar genç adam.

Çocuk şaşırmış.

-Sen bile mi?

-Tabi ki.

-Ama sen, sen... Hiç korkuyormuş gibi değilsin. Sürekli dik duruyorsun, seyahat ediyorsun ve herkesle konuşabiliyorsun. Hatta bırak korkmayı, insanlar senden korkuyor. Ben de dâhil. Gerçi ben herkesten korkarım. Her şeyden.

-İnsanları anlamak benim en büyük korkumdu evlat. Ve halen daha öyle. Ancak sana bir sır vereyim. Hayattaki en büyük korkundan kaçmak veya onunla yüzleşmek yerine onu kendi tarafına çekip kullanabilirsen, akılalmaz bir yeteneğe sahip olursun.

-Ama benim en büyük korkum ölüm.

-Evet.

-O halde ölümsüz olmalıyım.

Çocuk anlam veremeyerek sormuş.

-Nasıl ölümsüz olabilirim?

-Dünyaya kendinden bir şeyler bırakarak. Bir resim, bir yapı, şiir, müzik... İçinden gelerek bir şeyler yarattığın sürece ölsen bile insanlar seni anmaya devam edecektir. 

Çocuk kocaman gülümsemiş.

-Sanatçı mı olacağım yani?

Ardından şelalenin orada, uçurum kenarında kendisini aşağıya bırakmaya hazırlanan çocuğu görünce tekrar düşürmüş suratını. Parmağı ile işaret etmiş.

-Peki ya şu çocuk! O korkusuz işte. Keşke onun kadar cesur olabilsem.

-Peki, bir insanın korkusuzca uçurumdan atlaması mıdır cesaret, yoksa yükseklikten delicesine korkmasına rağmen uçurum kenarında yürümesi mi?

Bu sırada uçurum kenarında bekleyen çocuk kendisini yüzlerce metre yükseklikten okyanusa bırakmış. Bilge Adam eğilerek çocuk ile aynı boy hizasına gelmiş. Bedeninden aşağı sarkan ellerini tutmuş.

-Cesaret, genç adam; sanıldığının aksine hiçbir şeyden korkmamak değildir. Bu deliliktir, akılsızlıktır. Ölme korkusu hissetmeden savaşa katılıyorsa bir savaşçı, yanmaktan çekinmeden ateşlerin içine çocuğunu kurtarmak için giriyorsa bir kadın, bu cesaret değildir. Asıl cesaret eline küçücük bir kibrit ateşi dediğinde bile çığlığı basacak kadının çocuğu için ateşlerin içine atlamasıdır. Ailesini geride bırakmaktan, daha gencecik yaşta ölüp gitmekten delicesine korkmasına rağmen savaşa katılmasıdır o adamın. Hiç korkmayan birisi nasıl cesaretli olabilir?

Çocuğun aklı karışmış.

-O zaman en korkak, en cesur mu oluyor?

-Hayır. Korktukları halde onların üstesinden gelebilenler cesaretli oluyor genç adam. Hatta en büyük cesaret nedir biliyor musun? Yaşamaktır. Yaşamaktır her şeyi anlamana rağmen, yaşamaktır geçmişte bıraktığın her saniyeyi delicesine özlemene rağmen, yaşamaktır insanların söylemek istedikleri ile söylediklerinin alakasız olduğunu bilmene rağmen, dinlemektir onları. Özür dilemektir yaptığın hatanın karşındakinde yarattığı üzüntüyü bilerek. İtiraf etmektir. Bağırmaktır. ''İtiraf ediyorum, korkuyorum! İtiraf ediyorum, haksızdım! İtiraf ediyorum, aşığım sana!'' Delilik ile cesaretin farkı budur işte. Farkında olarak yaşamak. Ve de sen, delikanlı, hayatımda gördüğüm en cesur insansın.

 

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakış Açısı

Mariana

Tutsak Şeytan