Kusursuz Cinayet

 

Kusursuz Cinayet

Aralıklı kapıya şöyle bir göz gezdirdikten sonra ortağına ''Hazır mısın?'' dercesine bir bakış attı. Yirmi sekiz yaşındaydı dedektif Daniel. Üç numara saçları görev başındayken takması gereken dedektif şapkasının altında gizleniyordu. Hazır olduğunu belirtmek için hızlıca gözlerini açıp kapayan ortağı Kenneth ise kırk iki yaşındaydı. Daniel'in aksine kısmen uzun saçları ve kirli sakalları vardı. Güldüğünde ,ki bu çok fazla olmaz, kırışan göz kasları dışında duygusunu belli edecek mimik bulunmazdı yüzünde. Genelde soğuk bir ifade takınırdı. İçeriye önce Daniel girdi. Kapının gıcırtısı gecenin sessizliğinde yankılanarak ilerledi ve devamında kargaların çığlıkları ile birleşerek daha da ürkünç bir hal aldı. Bu ikili, özellikle de Kenneth, yıllardır dedektiflik yapıyorlardı. Birçok ceset görmüşler, ürkütücü olaylara tanık olmuşlardı. Ancak şu anda korkmadıklarını söylesek yalan olurdu. Hatta genç arkadaşımızın dizlerinin titremesini engellemek için bir hayli çaba göstermesi gerekiyordu. Saat gece üç civarıydı. Az önceki ses dışında herhangi bir şey duymak imkânsızdı. Bu yüzden de birbirlerinin nefes alış verişlerini rahatsız edecek düzeyde duyabiliyorlar ve de hissedebiliyorlardı. Bina, cinayetin işlendiği daire dışında bomboştu. Hatta sadece burası değil, yakın çevredeki tüm binalar terk edilmişti son birkaç yıldır. İçeri girdiklerinde ilk gördükleri şey yatakta zincirlenmiş halde yatan bir kadın cesediydi. Kadının saçları dökülmüş, dişleri sararmış, zayıflıktan artık kemikleri sayılır hale gelmişti. Ölümünün üzerinden bir süre geçtiği cesedin halinden ve odayı doldurmuş iğrenç kokudan anlaşılıyordu. Yanında boş metal bir tas bulunuyordu. Görünüşe göre bunu yapan kişi tasın içine içebilsin diye su koyup kadını burada açlıktan ölüme bırakmıştı. Bileğinde oluşan yaralar, zincirlerden kurtulmak için bir hayli çaba gösterdiğine işaret ediyordu. Ne yazık ki, bunu başaramamıştı. Daniel evi aramaya devam etmeden önce son bir kez daha kadına dikkatlice bakmak istedi. Alnına dökülmüş sarı saçlarının altında bir şeyler yazıyordu sanki. Yazıyı okuyabilmek için sertleşmiş saç tellerini kenara üfledi.

-Ne yapıyorsun?

-Alnına bir not bırakmışlar sanırım. Aman tanrım onu dağlamışlar Kenneth!

Kenneth cesedin yanına yaklaştı. Ortağı haklıydı, kadının alnında bir kelime yazıyordu.

''İlgi''

Odadaki camlar üçer kat perde ile örtülmüşlerdi, içeriye çok az ışık girebiliyordu. Yerler ahşap olduğundan attıkları bazı adımlarda zemin gıcırdıyor, arkalarında biri varmış hissi veriyordu. Biraz daha ilerlediler. Bu odayı mutfağa bağlayan kapıdan girdiklerinde buzdolabının önünde bir erkek cesedi ile karşılaştılar. Kel ve esmer bir adam dövülerek öldürülmüştü. Kollarındaki kırıklar bazı yerlerde o kadar ciddi seviyeye ulaşmıştı ki artık kemik tuz buz denilebilecek kadar küçük parçalara ayrılmış, bu yüzden de kol orada ısıtılmış plastik gibi bükülmüştü. Bu adam da hayatını kolay bırakmamıştı, sürekli kalkıp mücadele etmek istemişti. Her ayağa kalktığında da kafasına veya kollarına ,kafasını korumak için kollarıyla siper aldığında, sertçe darbe indirilerek tekrar yere oturtturulmuştu. Ne kadar yaşamak için direndiyse de, ne yazık ki bunu başaramamıştı. Onun da alnında bir kelime yazıyordu.

''Özgüven''

Mutfaktan çıkıp banyoya girdiler. Banyonun zemini ve duvarları normalde beyaz mermerler ile döşenmiş olsalar da şu anda pislikten simsiyahlardı. Orada da diğerleri gibi vahşice öldürülmüş bir kadın buldular. Kenneth on iki yıldır bu işi yaptığı için artık alışmıştı ceset görmeye. Alışmak en faydalı, aynı zamanda da en kötü yetenekti belki de insanlığa verilmiş. Her kokuya, her koşula, her davranışa alışabiliyordu insanlar. Birine kötü davranmaya başlarsanız, ilk zamanlar sizden nefret edecekti, uzaklaşmaya çalışacaktı. Bir süre sonra ise size alışacak ve davranışlarınız ona normal gelecekti. Alışmasa nasıl katlanabilirdi çünkü? Sanki gitmek gibi bir seçenek yokmuş gibi alışmaya zorluyordu insanlar kendilerini. Günde altı saat aralıksız bir yerden bir yere sırtınızda elli kiloluk yükler taşımak imkânsız gibi gelebilirdi ilk başlarda. Bir ay denemeyi görün, artık o altı saat bir saat gibi geçer giderdi. Alışkanlıkların en kötü tarafı ise düşünmeyi yavaş yavaş yok etmeleriydi. Evin kapısını Kilitlemeyi, alarmı etkinleştirmeyi, arabayı çalıştırıp garajdan çıkarmayı bir kez alışkanlık haline getirdiniz mi o etkinliği gerçekleştirirken beyniniz uyku durumuna geçerdi. Eğer normalde gerçekleşenlerden farklı bir durum ortaya çıkarsa da araba farı görmüş tavşan gibi kalakalırdınız ortada. Kenneth için de ceset görmek böyle bir şey olmuştu artık. Bir insan nasıl başka bir insanı öldürebilir? Nasıl bu kadar vahşileşebilir? Bunları düşünmüyordu. Sadece olayın sorumlusunu bulmaya çalışıyordu. Ceset görmek sıradan bir durum haline gelmişti onun için. Bir insanın ölmesi normal olmuştu yani. Daniel ise henüz alışamamıştı bu kadar kan görmeye fakat yakında o da uyum sağlardı. Yoksa nasıl hayatta kalabilirdi ki? Kafasını güçlükle tekrar küvetteki kadına çevirdi. Tavana sabitlenmiş bir iple ayaklarından tepetaklak asılmıştı zavallı kadın. Kafası su dolu küvetin içinde kalıyordu. Elleri ve ayakları hareket ettiremeyeceği şekilde bağlanmıştı, sadece boynunu hareket ettirebileceği kadar özgür bırakılmıştı. Uzunca bir süre boğulmamak için boynunu kasmış ve kafasını yukarıda tutmayı çalışmıştı. Ne yazık ki boğulmaktan kendini koruyamamıştı.

''Hayaller''

İlerlemeye devam ettiler. Tam oturma odasına gelmişlerdi ki tüm ışıklar aniden söndü. Daniel belinden tabancasını çıkardı. Tabancada, namlunun altına sabitlenmiş bir fener bulunuyordu.

-Sanırım bundan sonra bu şekilde devam edeceğiz.

-Ya katil hala buradaysa? Şu olanlara bak! Adam manyağın teki.

-Eğer şanslıysak hala buradadır. Böylece onu yakalayıp bu yaptıklarının hesabını sorabiliriz.

Kenneth'in vıcık vıcık bir şeye basmasıyla konuşmaları kesildi. Yavaşça ayağını kaldırdı ve ayak tabanına ışık tuttu. Çürümüş et parçasına basmıştı. Korku dolu bir çığlıkla birkaç adım geriye gitti.

-Bu da ne?!

-Ne oldu?

-Et parçasına bastım! Katil burada birini parçalamış Daniel!

Bunu sesli söylemek olayı daha da iğrendirici yapmıştı onun için. Midesi bulanarak öğürmeye başladı. Bir metre ileriden itibaren zemin et parçacıklarıyla doluydu.

-Bu gerçek olamaz.

-Benden bu kadar!

Kenneth geldikleri tarafa yöneldi. Daniel'in onu bırakmaya niyeti yoktu. Sıkıca kolundan yakaladı.

-Ne yaptığını sanıyorsun!?

-Buradan gidiyorum.

-Görev yerinden ayrılamazsın Kenneth! Önce bu evi tamamen araştıracağız, sonra da sırayla her cesedi inceleyeceğiz. Ondan sonra istediğin yere gidebilirsin.

-Görmüyor musun Daniel? Bu manyakla uğraşamayız! Belki de olay yeri incelemeyi beklemeliyiz.

-Ne? Ya şu anda buradan çıkmış ve senin evine doğru yoldaysa peki? Ailene de aynısını yapsa ne hissederdin?

-Benim ailem yok.

-Ya olsaydı?

-Öyle bir hata yapmam.

Daniel kolunu ittirerek bıraktı. Alaylı konuşması iyice sinirini bozmuştu.

-Siktir git o zaman Kenneth! Hadi durma.

Kenneth bir süre olduğu yerde bekledi, ardından tekrar ortağının yanına geldi.

-Asıl demek istediğim, sen de korkmuyor musun Daniel?

-Korkuyorum. Senden çok daha fazla korkuyorum emin ol. Ama sorumluluklarımdan vazgeçmiyorum.

-Onu mutlaka bir başkası yakalar.

-Evet. Birazdan yakalayacak.

Önderliği Daniel ele almıştı artık. Kenneth'in umursamazlığı lider olmaya Daniel'in korkusundan daha çok engel oluyordu. Korku kötü bir şey değildi ki zaten, cesaretin ve doğruluğun önüne geçmedikçe. Vücudu paramparça olmuş cesedin kafasının duvarda asılı olduğunu gördüklerinde ise, korku var olan tüm duyguları aşmıştı artık. Alnında yine bir kelime yazıyordu.

''Umut''

Daniel hızlıca arkasını döndü.

-Çıkalım buradan!

Fakat bir ses onları durdurmuştu. Hemen yanlarındaki kapının ardından geliyordu ses. Hapşırma sesi miydi? Hayır. Öksürüyordu sanırım kapının arkasındaki kişi. Hayır, ağlıyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu hem de! Daniel ve Kenneth aynı anda birbirlerine baktılar.

-Tuzak olabilir.

-Ya değilse? İçeride masum biri olabilir Kenneth.

-Neden destek beklemiyoruz?

-Eğer bu sırada ölürse vicdan azabı ile yaşayabilecek misin?

-Benim vicdanım falan kalmadı artık! Ama eğer çok istiyorsan önce sen gir. Ben seni arkadan koruyacağım.

-Öyle olsun.

Kapıya dönüp bağırdı.

-Kapının arkasından çekil!

Daniel uyarısını yaptıktan sonra kapıya tekmeyi bastı. Ahşap kapının açılmasıyla birlikte ışıklar da tekrar yanmıştı.

-Kimsin? Kendini göster!

Bir süre girişte beklediler. Cevap yoktu. Silahını doğrultarak yavaşça içeriye girdi. Bomboş, gri bir odaydı burası. Ne bir pencere vardı ne de eşya. Griden başka renk göremiyordu. Sadece yere çökmüş ve elindeki silahı sağ şakağına dayamış, kıyafetlerini sıksanız tüm odayı dolduracak kadar ter çıkacak bir genç vardı.

-Sakin ol. Biz polisiz. Seni buradan çıkartacağız. Silahını yere bırakabilir misin?

-Kararı verdi bile. İşe yaramayacak.

Genç konuşurken yere bakıyordu.

-Kim verdi?

Daniel odaya şöyle bir göz gezdirdi tekrar. Kimse yoktu içeride.

-Diğer insanlar senin ailen miydi?

Sorunun üzerine şakağına silah dayamış genç yaşadığı korku, stres, heyecan duygularına yeni bir duygu daha ekleyerek sordu. Kafasını kaldırdı.

-Şaka mı yapıyorsun?

-Üzgünüm. Sadece artık her şeyin bittiğini söylemek istiy...

-Evet! Her şey bitti.

-Onu demek istemedim. Seni buradan kurtarmamıza izin vermelisin.

-Çok geç kaldınız...

-Hayır, seni kurtardık işte. Artık güvende olacaksın.

-Karar verildi bile.

Daniel'in bu genç için iki fikri vardı. Birincisi, yaşadıklarında dolayı sarsıntı geçirmiş, bu yüzden de ne dediğini bilmiyordu. İkincisi de katilin ta kendisiydi. İkiliyi oyalıyordu ki beklenmedik bir anda şakağına dayamış olduğu altı patlarını sırtlarını delmek için kullanabilsin. Hatta belki de iki kişilerdi! Bu sırada diğer katil arkalarında dolaşıyordu.

-Hemen silahını indirmen gerekiyor. Ani hareketler yapmadan.

Genç emri reddediyordu. Daniel ısrar etti.

-Bak kararı kim verdiyse, ona uymana gerek yok.

-Öyle mi? Öyleyse siz neden ona uyuyorsunuz?

-Ben başımdaki kişiye uymak zorundayım, bu benim görevim.

-Aman tanrım! Siz gerçekten de bilmiyorsunuz.

Bu sırada Kenneth de içeriye girdi.

-Neler oluyor burada?

İntihar etmek üzere olan genç Kenneth'i tanıyormuş gibi konuşmaya başladı.

-Sen de gelebildin sonunda demek?

Kenneth tekrar sordu.

-Neler oluyor?

-Hadi ama! Sen de mi bilmiyorsun? Daha doğrusu, hatırlamıyorsun?

-Ne diyor bu Daniel?!

''Biz sadece birer simgeyiz.'' diye yanıtladı genç adam.

Daniel atladı bu sefer.

-Ne simgesi?

Genç bir kez daha soruya soruyla cevap vermeyi seçti.

-Buraya nasıl geldiniz?

İkili soruya anlam veremedi. Bunun üzerine genç yineledi.

-Buraya nasıl geldiğinizi hatırlıyor musunuz? Bu binaya girmeden hemen önce ne yapıyordunuz? Ya da şöyle sorayım, yıllardır birlikte çalışıyorsunuz değil mi?

Evet diye cevapladı ikili.

-Birbiriniz hakkında ne biliyorsunuz peki?

-Bu çok saçma. Kenneth'i tanıyorum tabi ki.

Ardından Kenneth'e baktı. Belki de ilk defa bir yüz ona bu kadar yabancı geliyordu. Genç onlara bir şey göstermek istercesine alnından saçlarını çekti.

''Yaşama İsteği''

-Daniel silahını gence doğrultarak bağırdı.

-Kimsin sen!?

''Biz.'' diye düzeltti genç. ''Ayrıca bana doğrudan zarar veremezsin.''

-Ne demek istiyorsun!?

-Cinayetleri incelediniz mi? 

-Evet.

-Önce onu ilgisiz bıraktılar. Sonra özgüvenini yıktılar. Ardından hayallerini boğdular ve umutlarını paramparça ettiler. Şimdi de yaşama isteği son saniyelerini yaşıyor.

''Kim onlar?!'' diye haykırdı Daniel.

-Kim oldukları önemli değil!

Gencin belki de ilk defa sesi yükselmişti. Fark eder etmez tekrar düşürdü.

-Bazen yabancılar, bazen ise en güvendiği kişiler. Asıl gerçek dünya burası. Burada suçlunun kim olduğunun bir önemi yoktur. Önemli olan yanlışı bulup düzeltmektir. Yıllardır bu hatayı yapıyorsun. Yanlış yapanı bulmaya çalışıyorsun. Ancak yanlış yapıldı Daniel, olan oldu. Suçluyu aramak yerine çözümü aramalısın. Ve sanırım bunun için artık çok geç.

-Anlamıyorum. Neden bunu yapmak zorundasın?

-Çünkü artık bitti. Umutları, hayalleri yok edilmiş birinde yaşama isteği ne arar? Eninde sonunda böyle olacağı belliydi. Biz onun zihnindeyiz ve kararını verdi. Bugün, bu iş bitecek.

-Ne kararı?

-Daniel, sen kimsin biliyor musun?

-Tabiki biliyorum.

Genç Daniel'in cevabını takmadan devam etti.

-Sen vicdanısın. Beni kurtarmak için sürekli uğruyorsun buraya. Ancak ortağın seni her seferinde geri dönmeye ikna etmeyi başarıyor. Şimdi son kez tekrar geldin.

-Ortağım, Kenneth mi?

Arkasını döndü ve Kenneth'e şüpheli bir bakış fırlattı.

-Evet. Ortağım dediğin kişi bir ilaç. Psikoloğun yazdığı bir ilaç o Daniel. Sen ne zaman içinde neler olup bittiğini anlamak için buraya gelmek istesen ilaç seni durduruyor.

-Neden böyle bir şey yapsın?

-Çünkü ilaçlar böyledir. O kendini iyi hissetsin diye vicdanının gerçekleri görmesini engeller. Zihnini ve yüreğini meşgul eden ne varsa üstlerini örter. Fakat bu şekilde sorunlar gittikçe birikir, birikir, daha da büyür. Bugün çok fazla ilaç aldı. Ortağım dediğin yaratık her zamankinden daha da güçlü. Seni bu sefer de alt edecektir.

Bu sırada Daniel Kenneth'in silahını ona yönelttiğini fark etti. Bunun üzerine kendi silahını onun sağ kaşına sertçe fırlattı. Kenneth darbenin etkisi ile bir anlık afalladı ve silahını yere düşürdü. Daniel koşarak onun üzerine atladı. Boynundan tutarak beton duvara sıkıştırdı. Önce sağ, sonra da sol elmacık kemiğine birer yumruk indirdi. Bu sırada Kenneth sağ cebinden çaktırmadan çakısını çıkarmıştı. Karnına doğru sinsi bir hamlede bulundu. Bıçağın birkaç santimi karnına girmişti ki Daniel kolunu yakalamayı başardı. İkisi de son güçleri ile bıçağı kendilerinden uzağa itmeye çalışıyorlardı. Daniel diğer eliyle Kenneth'i çenesinin altından yakaladı ve kafasını duvara ittiremeye başladı. Bu sayede bıçağı da daha kolay karnında çıkarabilmişti. Sonra kafasını ittirdiği eliyle bileğine sert bir darbe indirerek bıçağı düşürdü. Göğüs boşluğuna dirseği ile vurup eğildi ve ayaklarından tutarak onu yere fırlattı. Kavgayı kazanmıştı artık. Suratına iki yumruk daha indirdi. Saçından tutup kafasını yere sertçe vurdu. Yanlarında önceden fırlattığı silahı duruyordu. Ona uzanıp tam iki kaşının arasına dayadı.

-Kimsin sen!?

Konuşurken Kenneth'in ağzından kanlar geliyor, Daniel'in alnından terler o kanlara karışıyordu.

-Dur! Ne yapıyorsun sen Daniel!?

-Her kimin içindeysek onu uyutmanı engelliyorum.

-Biz insanız! Kimsenin içinde falan değiliz. Katil bu adam! Anlıyor musun katil o! Bizi saçma sapan hikâyeler ile kandırmaya çalışıyor! Biz insanız işte görmüyor musun!? Nefes alıyoruz, seçim yapabiliyoruz. Korkuyoruz! Duygularımız var!

-İnsan olduğumuzu böyle mi anlayacağız Kenneth? Burada yok olan simgelerin hiçbiri bende yok çünkü. Ne bir hayalim var, ne geleceğe dair umutlarım. Sadece şu an var.

-Odaya bir bak Daniel! İçerisi garip bir gaz ile dolu. Hafızamızı siliyor! Beynimizi yıkıyor! Bu adam çok zeki bir katil! Seni kandırmasına izin verme! Bizi de bayıltıp diğerleri gibi öldürecek!

-Bana hiç de numara yapıyormuş gibi gelmiyor.

Daniel bunu dedikten sonra belki de beşinci defa baktı bu küçük odaya. Hakikaten de boğuk bir havası vardı. Görüşü gittikçe bulanıklaşıyordu.

-Bu aptal yalandan dolayı ortağını öldüremezsin! Katil o Daniel! Hemen kendine gelmelisin! Bak, beni kelepçele tamam mı? Beni de onu da kelepçele ve götür buradan. Gerisini sonra halledeceğiz. Yeter ki şu zehir dolu odadan çık!

Genç araya girdi.

-Buradan başka bir yer yok ki.

-Kes sesini! Yalan söylüyor Daniel! Biz simge falan değiliz biz insanız! Hem hani senden daha güçlü olacaktım ve seni alt edebilecektim!?

Genç yine araya girdi.

-Zihinsel olarak daha güçlüsün.

Kenneth onu susturdu.

-Kes sesini!

Daniel ortağını daha önce hiç görmediği bir adamın gerçek dışı bahanelerinden dolayı öldürmeyi düşündüğüne inanamıyordu! Hemen onu yerden kaldırdı.

-Özür dilerim Kenneth.

Silahı gence doğrulttu.

-Hemen bırak silahını.

-Birazdan her şey son bulacak zaten.

Kenneth de kendi silahını yerden geri aldı. Takım elbisesini düzeltti. Daniel daha önce zihinsel olarak hiç bu kadar yıprandığını hatırlamıyordu. Ne düşüneceğini, kime inanacağını bilemiyordu. O yüzden bu kez kendine inanmayı seçti. O ne düşünüyordu?

-Kenneth?

-Efendim ortak.

-Benim eşimin adı ne?

Kenneth boş boş suratına baktı.

-Hatırlamıyorum. Ne yani? Karının adını hatırlayamadım diye bu ahmak haklı mı olacak şimdi!?

-Hayır hayır, tabi ki hatırlayamayabilirsin. Ancak garip olan, ben de hatırlamıyorum.

Birkaç saniye birbirlerine baktılar. Aniden ikisi de silahlarını kaldırdı. Fakat Kenneth bu sefer daha hızlıydı. Daniel'in kafatasında kocaman bir delik açtı. Daniel'in cansız bedeni gri zemine düştü. Sonra Kenneth intihar etmek üzere olan gence döndü.

-Sen de bırak hadi şu silahı. Ne olduysa oldu! Bunları düşünmenin vakti değil şimdi.

-Yanlış yaptın Kenneth. Vicdanını öldürdün. Artık kendini öldürmemesi için hiçbir sebep kalmadı ki. Hiçbir şey hissedemiyor artık.

-Aman ne yaparsan yap o zaman! Seninle uğraşmaktan bıktım artık! Her seferinde seni kurtarmayı denedim. Sen ise her seferinde sanki senin kötülüğü istiyormuşum gibi beni başından savmaya çalıştın! Seni sevmediğimi, sana değer vermediğimi mi sanıyorsun? Buraya ait olmamam seni önemsemediğim anlamına gelmiyor!

-Sen bizi yıllardır uyuşturdun.

-Senin iyiliğini düşündüm.

-Ne düşündüğün değil, ne yaptığın bizi buraya getirdi ama. 

-Size iyi gelmemi beklememiştiniz ki. Sizi sevmemi beklemiştiniz, artık kırılmamak istemiştiniz. Mutlu olmak istemiştiniz sadece!

-Zihni bulanmış bir insanın mutluluğu ne gerçektir, ne de uzun süreli. Kimseyi uyuşturarak iyi hale getiremezsin.

-Ben yalnızca görevimi yaptım. Maalesef bu söylediklerinin bir anlamı yok benim için.

Genç titrek parmağını sıkıca tetiğe doladı.

''Bizim için vardı.''

Tek el silah sesi duyuldu ardından. Sonra da tamamen sessizleşti ev, tıpkı diğer binalar gibi. Böyle ölüyordu binalar: Sıradanlaşarak. Her sesli binanın kendine özgü hayalleri, beklentileri vardı. Kendine özgü sesleri vardı. Ancak her sessiz binanın sessizliği aynıydı. Öyle yavaş, öyle sinsi eksiliyordu ki sesler kimse fark edemiyordu. Ta ki tamamen susana dek.


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakış Açısı

Mariana

Tutsak Şeytan