İntikam Kokusu

İntikam Kokusu

Purosundan bir nefes daha çektikten sonra söndürüp ceketinin iç cebine koydu. Dizlerine kadar gelen parlak siyah çizmesi ve siyah fötr şapkası ile sadece erkeklerin değil herkesin bakışlarını üzerine çekiyordu. Attığı her adımda çizmesi yerdeki kumu havalandırıyor, havalanan kum rüzgârın etkisiyle etrafa dağılıyor, arkasından gelen bir toz bulutu oluşturuyordu. Ayakları ahşaba bastığında aradığı yere geldiğini anladı. Kapıyı itip içeriye girdi. Her ne kadar kasabanın çoğu kim olduğunu bilse de mor gözlerini aşağıda tutuyor, göstermemeye özen gösteriyordu. Kafasını hiç kaldırmadan konuşuyordu.

-Jeremy burada mı?

-Bay Walker mı? Şurada.

Onu girişte karşılayan adam, parmağı ile barmenin karşısındaki sandalyeyi işaret etti. Kathryn teşekkür etmeden gösterilen yöne ilerledi. Yanındaki sandalyeye oturdu. Şapkasını önüne koyarken barmene yanını işaret ederek "Ne içiyorsa ondan!" dedi. Uzun dalgalı saçlarını omuzunun gerisine atarken barmen ile göz göze geldi. Onu tanıyan barmen gülümseyerek isteğini yerine getirdi ve hızlıca içkisini verdi. Jeremy'den herhangi bir tepki alamadığından söze o başladı. Konuşurken birbirlerine bakmıyorlardı.

-Hiç selam vermiyorsun.

-İnsanları tedirgin ediyorsun.

-Kimi? Barmeni mi? Beni gördüğüne gayet mutlu oldu.

-Kokusunu aldım Kate. Senden korkuyor. Tıpkı diğerleri gibi.

-O korku senden olabilir mi acaba? Sen önce kendine bak.

-Ben senelerdir buraya gelirim. Artık alıştılar.

Jeremy kahverengi fötr şapka giyiyordu. Kathryn'in aksine oldukça uzun boyluydu ve kilolu bir yapıya sahipti. Gözleri, tütün tüketmekten renk değiştirmiş bıyığının ucu kadar sarıydı. Köpek dişleri çok uzun olduğundan ağzını tam kapattığında alt dudaklarını yaralıyordu. Bu yüzden dudakları genellikle bir santimetre kadar açık dururdu. Bu koku almasını kolaylaştırıyordu fakat konuşurken bazı harfleri söylemesini zorlaştırıyordu.

-Neden buraya geldin?

-Canım istedi. Sabahtan beri neredeydin?

-Dolaştım. Sen?

-Boş boş mu dolaştın?

-Evet, boş boş dolaştım. Sen ne yaptın?

-Ben iş buldum desem?

Jeremy sonunda yüzünü döndü. Heyecanlanmıştı. Barmenden iki içki daha istedi.

-Ne işi?

-Söyleyeceğim ama kızmak yok.

-Ne işi buldun Kate?

-Bunu sevmeyeceksin.

-Ne diyeceğini tahmin ediyorum zaten ama söyle gitsin.

-Kurt adam.

Jeremy hayal kırıklığına uğramışçasına kafasını iki yana salladı. Yüzünü tekrar karşıya döndü.

-Neyin var senin?

-Benim mi?

-Evet. Uzun zaman sonra iş buldum diye müjde ile geliyorum verdiğin tepkiye bak.

-Müjde mi? Kurt adamları sevmediğimi biliyorsun Kate. Sana bir daha kurt adam avlamayacağımı söyledim. Hala gelmiş müjde diyorsun.

-Biliyorum tabi ki.

-O halde neden bunu söylemeye yanıma geldin? Kurt adam söz konusu olduğunda reddet demiştim sana.

-Çünkü teklif ettikleri para çok iyi.

-Bu konuyu konuşmuştuk.

-Hayır. Bu sefer farklı. Sabah kuzeydeki kasabaya gittim. Kasabanın şerifi beni buldu.

-Ne!? Bu... Bu yaptığın çok tehlikeli!

-Dur bir dinle. İlk başta başım belada sandım. Oradaki geçmişimden dolayı şerifin beni bulduğunu düşündüm ama yanılmışım. Şerif beni evine davet etti. Dört aydır her dolunayda kasabalarını kurt adam ziyaret ediyormuş. İlk ay bir kişiyi, ikinci ve üçüncü ay iki kişiyi, geçen ay ise yedi kişiyi öldürmüş. Benden, onu avlamamızı isteyeceğini sandığımdan teklifini duymadan reddetmek istedim. Fakat durum farklıymış. Kurt adam son geldiğinde çocuğunun kanının tadına bakmış.

-Onu ısırmış mı?

-Hayır. Çocuğu koşarken yaralanmış. Yere damlayan kanı da kurt adam içmiş. Ama o gece güneş doğmak üzere olduğundan çocuğunu öldürememiş. Artık kokusunu biliyor. Bir dahaki dolunayda kasabaya geldiğinde çocuğunu öldürecek. Bizden kurt adamı avlamamızı değil, çocuğunu kurtarmamızı istiyor.

-Yani kurt adamı avlamamızı istiyor? Çünkü çocuğunu koruyacaksak kurt adam ile savaşmamız gerekecek.

-İlk başta kabul etmedim zaten. Parayı ikiye katladı.

-Hiçbir şekilde kabul etmemelisin.

-Etmedim.

İkisi de sustu.

-Sonra üçe katladı.

-Ne yaptın?

-Kabul ettim tabi ki! Ne yapacaktım!?

-Kate, durumu anladığından emin değilim. Galiba yaşadıklarımızı unuttun.

-Hayır, bence sen hayalimizi unuttun. Daha ne kadar bu kasabada bir yaratık gibi hayatımızı sürdüreceğiz? Bu bok çukurunda daha kaç yıl debelenmek istiyorsun? Bir yıl? Beş yıl? On yıl? Yüz yıl!?

-Senin bu para hırsın yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı. Artık düzgün insanlar olacağız.

-İnsan mı? Ne zamandan beri insan olduğumuzu düşünüyordun?

-İyi şeyler yapmaya başladığımızdan beri.

-İnsanlar iyi şeyler mi yapıyorlar. Hem kötü bir şey yapmayacağız ki. Küçük bir çocuğun hayatını kurtaracağız.

-Saçmalıyorsun.

-Hayır sen saçmalıyorsun!

-Sesini alçalt.

-Bu teklifi kabul etmeliyiz Jeremy. O paraya ihtiyacımız var. Senelerdir uğraşıyoruz. Bu görevi tamamlarsak kazandığımız para ile birikimimizi birleştirir ve kendimize istediğimiz tekneyi alabiliriz. Küçükken konuştuklarımızı unutma. Planımızı unutma. Geleceğimizi nasıl hayal etmiştik, şimdi ne haldeyiz bir bak. Böyle yaşamaya devam mı edelim istiyorsun? Burada, o aptal tozlu otel odalarında öksüre öksüre bir başımıza ölelim mi? Babam ne istiyordu hatırla. Bir gemi alıp burayı terk etmesi gerektiğini on yıllar önce söylüyordu. Onun ileri görüşlülüğü bize yol verdi. O bu hayalini gerçekleştiremedi. Burada, koruduğu insanlar tarafından öldürüldü. Bize de mi aynısı olsun istiyorsun? Burada doğup burada ölelim mi?

-Hayır. Daha küçük işleri kabul edelim. Azar azar para biriktirelim. Risksiz bu işi halledelim. Tıpkı yıllardır yaptığımız gibi. Kurt adamlardan da uzak duralım!

-Risksiz mi? Asıl burada geçirdiğimiz her dakika risk altındayız. Nereye gidersek gidelim geçmişten kalma düşmanlarımız var. Geçmişini, yere attığın bir puro gibi geride bırakamazsın. Geçmiş, insanın arkasında bıraktığı ayak izleri gibi onu hep takip eder. Her kim isterse, bu izlerden seni bulabilir. Buradakiler de peşimizi asla bırakmayacaklar. Sadece şu barda bile belki bizi öldürmek için sinsi düşünceler içinde olan birçok insan vardır.

-Eğer öyle olsa kokularını alırdım.

Jeremy söylenenlere çok aldırış etmemiş gibi davransa da her kelimesini dikkatle dinliyordu.

-Bu kasaba hırsız, katil, namussuz zamanlarımıza şahit oldu. Kaç kuşak geçerse geçsin senin insanları avladığın, benim onları kontrol edip paralarını çaldığım zamanları kimse unutmadı. Biz farklıyız, bunu kabul et. Burada farklılara yer yok.

-Olanlar oldu.

-Kafanı çevirdiğinde arkandakiler öylece yok olmaz.

-Sebebi ne olursa olsun bir kurt adamla savaşmayacağız!

-Savaşacağız!

Jeremy hızla Katheryn'in sol omzunu yakaladı.

-Bu ne hatırlıyor musun!? Eski zamanları hatırlıyorsun ama daha yeni başımıza gelenleri unutuyorsun herhalde! Kurt adamlardan keyfimizden uzak durmuyoruz Kate! Çok tehlikeliler!

-Vampirler değil mi!? Dev ayılar değil mi? Katil yarasalar değil mi?

-Kurt adamlar kadar değil! Ölmüyorlar. Kurt adamlar ölmüyorlar! Çok güçlüler, çok hızlılar, çok vahşiler. Bir kurt adama karşı savaşı asla kazanamayız. Şu anda bunu tartışıyor olmamız bile o kadar anlamsız ki. Kendine bir bak! Öbür kolunu da mı kaybetmek istiyorsun?

-Asıl sen kendine bir bak!

-Beni kendin ile karşılaştırmayı bırak artık!

-Hatamızın bedelini kolum ile ben öderken bu kadar korkak olan neden sensin?

-Sen mi? Senin canın yandığında benim kalbim nasıl acıyor biliyor musun?

Omzundan elini itti.

-Hadi ama! Duygusallaşıp korkaklığını saklayabileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Canı yanan, kurt adamın pençelerini etinin içinde hisseden benim. Ancak gene de senin kadar ödlek davranmıyorum. Bizim işimiz bu. Canavarları avlıyoruz diye ortalıkta geziniyoruz fakat kurt adamlar söz konusu olduğunda kaçıyoruz.

-Benim görevim seni korumak Kate. Ve ister inan ister inanma senin akıttığın her gözyaşı benim kalbime damlıyor. Tuzu yüreğimi yakıyor, nefesimi kesiyor. Bir daha sana zarar gelmesine izin veremem.

-Peki. Sen bilirsin. Ben de kendim yaparım.

Kalkıp hızlı adımlarla dışarıya çıktı. Tam atına atlayacaktı ki Jeremy onu sırtından yakaladı.

-Dur bir saniye.

-Bırak beni!

-Dur! Tamam, haklısın.

-Evet öyleyim.

-Sana tekrar zarar gelmesini istemiyorum. Teknemizi alana kadar olabildiğince sakin yaşamak, alınca da denizde kendi halimizde yaşlanmak istiyorum.

-Bunu ikimiz de istiyoruz. Ama kasabanın asıl sorunu kurt adamlar. Eğer kurt adam avlamazsak para biriktiremiyoruz. Eskisi gibi hırsızlık da yapamam. Dediğin gibi, buna artık tövbeliyiz. Geriye tek bir çare kalıyor. Hem şerif çocuğunu korumamız karşılığında çok büyük miktarda para teklif ediyor. Hayallerimize ulaşmanın tek yolu bu.

-Sırf o yoldan gitmeyi çok istiyorsun diye işaretleri görmezden gelemezsin.

-İşaretleri görmezden gelmiyorum. Dikkate alarak devam ediyorum.

-Dolunaya yalnızca iki gün var. Ne zaman hazırlık yapacağız? Kurt adamın önceki olaylarını dinlememiz, davranışları hakkında fikre sahip olmamız gerekiyor.

-Başka çaremiz yok. Bu dolunayı bizsiz canlı atlatamazlar. İki gün sonra işi halletmemiz gerekiyor.

-Peki, kabul ediyorum. Ancak senden bir şey isteyeceğim. Sadece tek bir şey. Bunu benim için yapabilir misin?

-Ne istiyorsun?

-Gel şimdi eve gidelim. Bu işi güzelce düşünelim. Riskleri konuşalım, kazanacağımız parayı hesaplayalım. Yarın son kararımızı şerife bildiririz. Ama şimdi eve gidelim. Benim için bunu yapabilir misin?

-Beni bu işten vazgeçiremeyeceksin Jeremy. Bu yalnızca vakit kaybı olur.

-Lütfen.

-İyi. Öyle olsun.

*

Şerifin evi üç katlıydı. Alt katta salon, misafir odası ve mutfak bulunuyordu. Üst odalarda ise yatak odaları ve tuvaletler vardı. Evin tamamıyla ahşap olması Jeremy'yi tedirgin ediyordu. Kurt adam rahatlıkla istediği yerden içeriye girebilirdi. Baştan aşağı gezdikten sonra Şerif, Katheryn ve Jeremy plan hakkında konuşmak için girişe indiler.

-Şimdi size işin nasıl yürüyeceğini anlatayım Şerif. Dolunay çıkacağı gün, güneş batarken Katheryn güvenli bir yerde uyuyacak. Sizin çocuğunuzun o sırada ne yaptığı önemli değil. Katheryn tekrar gözlerini açtığında çocuğunuzun bedeninde uyanacak. Önceden belirlediğimiz bir saklanma yerine çocuğunuz yani Katheryn saklanacak. Ben de onu koruyacağım. Bu kadar.

-Neden direkt ikiniz çocuğumu kaçırıp korumuyorsunuz?

-Çünkü çocuğunuz kokuyor. Kurt adamlar, insanların duygularını rahatlıkla koklayabilirler. Her insanın kendine özgü bir karakteri ve her karakterin kendine özgür bir kokusu vardır. Bu sebeple çocuğunuz nereye saklanırsa saklansın kurt adam onu bulabilir. Bir de kanının tadına baktı demiştiniz. Tek başına hiç şansı yok. Ancak Katheryn isterse duygu hissetmiyor. Ve başkasının bedenine girdiğinde de o bedenin kendine has olan kokusu siliniyor çünkü karakteri de o an dünyadan silinmiş oluyor. Katheryn, çocuğunuzun içine girdiğinde kıyafetlerini çıkartacak. Böylece etrafa hiçbir koku yaymayacak. Her ihtimale karşı ben de onu savunmak için burada olacağım.

-Peki çocuğum tekrar kendisine geldiğinde ne olacak?

-Hiçbir şey hatırlamayacak.

-Demek hiçbir şey hatırlamayacak.

Şerif konuşurken Jeremy'ye baksa da Katheryn ile hiç göz temasında bulunmuyordu. Bu Katheryn'in dikkatini çekmiş olacaktı ki şerife yaklaştı ve konuşmaya dâhil oldu.

-Ben çocuğunuzun içine girdiğimde ona herhangi bir zarar gelirse bu beni de etkiliyor şerif.

Kıyafetini sıyırarak kolu olması gereken yeri gösterdi.

-Onun bir yeri kesilirse benim de kesiliyor. Uzvu koparsa benimki de kopuyor, boğulursa benim de nefesim tükeniyor. Hayatı benimkine bağlanmış oluyor. Bu yüzden bana güvenmiyorsanız bile onu canlı tutmak için elimizden geleni yapacağımızdan emin olabilirsiniz. Çünkü ben yaşamak istiyorum.

-Ya aniden çocuğumun içinden çıkar ve onu ölüme terk edersen?

-Güneş doğmadan bunu yapamam. Güneş batarken uyuyup kontrole geçeceğim. Güneş doğarken de çıkarılacağım. Sadece ay gökyüzünde iken bu yeteneğim açığa çıkıyor.

-Tam da tahmin ettiğim gibi.

-Merak etmeyin, sorun çıkmayacak. Yıllardır bu işi yapıyoruz.

-Uzun zamandır kurt adam avlamadığınızı duymuştum. Teklifimi kabul etmenize şaşırdım doğrusu.

-Sözlerinize bakılırsa bizi bayağı bir araştırmışsınız.

-Çocuğumu emin ellere teslim etmem gerekiyor sonuçta.

-O zaman doğru kişileri seçtiniz.

-Bilemiyorum Bay ve Bayan Walker. Hem, çocuğumun içine nasıl gireceksiniz?

-Birkaç saniye gözlerine bakmam yeterli.

-Olay bittikten sonra bir daha onu kontrol etmeyeceğinize söz verir misiniz?

Jeremy öfkeleniyordu.

-İşimiz gücümüz yok senin çocuğunu mu kontrol edeceğiz?

-Orasını bilmem. Ben bu kasabanın şerifiyim Bay Walker. Her türlü ihtimali gözden geçirmem gerekiyor.

-Benim de öyle. Ve şu anda sizden ilginç kokular alıyorum. Korku, endişe, öfke... Bunlar normal fakat yanında farklı bir koku daha alıyorum. Çok güçlü...

-Nedir o?

-İntikam kokusu alıyorum. Kimden intikam almak istiyorsun şerif?

-Birinden intikam almak istediğimi nereden çıkardın? Galiba burnunda sorun var.

Katheryn aralarına girdi. İkisini de uzaklaştırdı.

-Tamam öyleyse. Biz şimdi eve dönelim. Yarın kasabayı gezeceğiz ve plan yapacağız. Çocuğunuza saklanacak bir yer bulmamız gerekiyor. Ayrıca kendime de güvenli bir bölge seçmem lazım. Yarın hepsini halledeceğiz. Güneş battığında çocuğunuzun yerine geçeceğim. Dolunayda kurt adamdan saklanmaya çalışacağız ve savaştan olabildiğince kaçınacağız. Fakat zor durumda kalırsak onu öldürmekten çekinmeyeceğiz.

-Teşekkürler Bayan Walker.

-Kurt adamın kimliğini öğrenebilirseniz yarın bizi bilgilendirmeniz çok iyi olur. Kurt adamlar arkadaş canlısı olmasalar da derin bağları olan kişileri unutmazlar. İnsanlarla iletişim kurabilirler. Geçmişini bilmemiz çok işimize yarayacaktır.

-Arkasında hiç iz bırakmamış ama yeni bir şey öğrenirsem hemen söylerim.

Jeremy tekrar söze girdi.

-Parayı şimdi istiyoruz şerif.

-İşimiz bittikten sonra veririm diye umuyordum.

-İş bittikten sonra vakit olmayabilir. Şimdi vereceksiniz anlaşmamız tamamlanır.

-Ya beni yüzüstü bırakırsanız?

-Bu hayatta bende olmasından onur duyduğum tek erdem dürüstlüktür şerif. Kasabadaki herkese sorabilirsiniz. Benimle anlaşma yapan kimseyi yüzüstü bırakmam. Kimseyi arkasından bıçaklamam. Seksen yıllık hayatımda her türlü hakarete maruz kaldım, fakat bir kez olsun yalancı diye çağrılmadım.

-Eminim öyledir.

Şerif istemeye istemeye üst kattan parayı getirdi.

-Anlaşma tamamlanmıştır. Yarın tekrar uğrayacağız.

-Tamamdır.

-İyi geceler şerif.

-Size de.

Tam çıkıyorlardı ki şerif onları durdurdu.

-Bayan Walker, kabalığımı bağışlayın ama kaç yaşındasınız acaba?

Katheryn soruyu duymamazlıktan gelerek yoluna devam etti. Jeremy ile birlikte atlarına bindiler ve kasabadan ayrıldılar. İkisi de birbirlerine söylemiyorlardı fakat içlerinde bu adama karşı hoş olamayan düşünceler taşıyorlardı. Somut fikirler değildi bunlar, ancak şerifin bir şeyler sakladığına inanıyorlardı. Jeremy dayanamayıp söze girdi.

-O adama güvenmiyorum Kate.

-Neden?

-Bir şeyler saklıyor.

-İntikam kokusu aldım dedin. Neyin intikamı olabilir?

-Bilmiyorum. Kaç kere söyleyeceğim, zihin okuyamıyorum. Sadece duygu. Yıllardır aynı tartışma.

-Tamam uzatma biliyorum. Ama... Acaba kurt adamı tanıyor mu? Ondan intikam almak istiyor olabilir mi?

-Bana da öyle geldi. Belki çocuğunun olayla alakası yoktur bile. Sadece kurt adamı öldürmemiz için bizi tutmuştur. Çocuk da bahane.

-Kurt adam onu bulabilsin diye kanını bilerek mi damlattı sence?

-Hayır kan falan yok. Her şey yalan olabilir.

-Bunu anlayamaz mısın?

-Aldığım kokulardan yola çıkarak bunları söylüyorum zaten.

-Ama eğer öyle olsaydı direkt bunu söyleyebilirdi. Yani, bu kadar bahane bulmak yerine direkt kurt adamı öldürmemizi isterdi.

-O zaman kabul etmeyeceğimizi biliyordu.

-O parayı verdikten sonra her türlü kabul ederdik.

-Kurt adamlardan ne kadar çekindiğimizi biliyor. Araştırmasını çok iyi yapmış. Eğer direkt bunu istese paraya bakmadan reddedeceğini öngörmüş olabilir. Çocuğu kurtarmanın bizi ayrı bir motivasyon kazandıracağını düşünmüş olmalı. Ama yanılıyor.

-Kurt adamdan intikam almak istiyorsa da alabilir açıkçası. Paramızı verdiği sürece umurumda değil.

-İntikamın kokusundan nefret ediyorum. Çok yoğun ve ağır.

-En yoğun kokan aşk sanıyordum.

-Hayır. Aşk... Aşk farklı. Aşk kokusu dilime geldiğinde önce ekşi bir tat alıyorum. Rahatsız etmiyor, dudaklarımı kamaştırıyor. Ardından çok güzel bir tat geliyor. Öyle hafif, öyle yumuşak bir tat ki bu dilimin üzerinde sörf yapıyor adeta. Boğazımdan kusursuzca geçiyor. Mideme iniyor, karnımı gıdıklıyor. Aşk harika bir koku Katheryn. İntikam ile karşılaştırılamaz. İntikam tamamıyla acı ve bir kahve kadar yoğun. Ağzına bir kez tadı girdi mi birkaç saat başka tat alamıyorsun. Aşk gibi mideye değil, hüznün kokusu gibi doğruca ciğerlere iniyor. Hüzün nasıl ciğerleri yakıyorsa, intikam da ciğerlerini dolduruyor. İçinde birikmiş öfke vücudunu kaplıyor, nefesini ağırlaştırıyor.

-Şerifin intikamı da o derece büyük müydü?

-Evet. Evet öyleydi.

-Bak, onun intikamı bizi ilgilendirmiyor. Kurt adama istediğini yapsın. Çocuk da zat...

-Çocukla hiç konuştun mu?

-Çok az. Ne ara konuşabilirdim ki?

-Keşke ağzını arasaydın.

-Altı yaşında birini sorgulamak aklıma gelmedi ne bileyim? Zaten bir vampir olduğumu düşündüğünden çok korkmuştu. Tüm kanını içeceğimi sanıyordu herhalde.

-Bu arada, bence numaranı yemedi.

-Ne numarası?

-Kontrol ettiğim kişiye gelen hasar beni de etkiliyor dedin ya. Bence şerif inanmadı. Bizim hakkımızda çok şey biliyordu. Kontrole geçtiğinden bedenine zarar gelmediği sürece güvende olacağını biliyordur.

-Olabilir. Ama bizim hakkımızda bir sürü soru sordu. Biliyorsa neden sorsun?

-Yalnızca bildiklerinin doğru olup olmadığını kontrol etti.

-O adamı tanıyor musun Kate? Doğruyu söyle.

-Hayır.

-Daha önce zihnine girmiş olabilir misin?

-Hayır eminim. Daha önce kontrol ettiğim biri ile aynı odada olsam fark ederim. Sen?

-Hayır. Daha önce aynı havayı solumadık.

-Bence çok da önemli değil. Ne saklıyorsa saklasın bize ne?

-Bizimle oyun oynamasını istemiyorum.

-Endişelenme artık. Kurt adamı öldürecek, çocuğunu koruyacak, paramızı alacak ve doğruca tersaneye gideceğiz. Kendimize güzel bir tekne seçeceğiz. Bundan sonra sürekli endişelenmemize, sürekli kafamızı yormamıza gerek kalmayacak. Beynimizi kemirip bitiren o duyguyu artık barındırmayacağız ruhumuzda. "Endişe"dan kurtulacağız. Sadece sen ve ben, birlikte yaşlanıp birlikte öleceğiz.

*

Güneşin batmasına on beş dakika kalmıştı. Kasabada saatlerdir kar yağıyordu. Jeremy sis bombasını, bıçaklarını ve yayını almış; savaşa hazırdı. Kullanmayı tercih etmese de bir adet dinamit de almıştı yanına. Çocuk, kasabanın hapishanesinde saklanıyordu. Zaten Katheryn, çocuğun bedenindeyken hiçbir duygu hissetmeyeceğinden, yani etrafa koku yaymayacağından kurt adam için görünmezdi. Ancak olur da işler kötüye giderse zaman kazanması için hapishanenin içinde korunacaktı. İstediği zaman çıkabilmesi için şerif anahtarı ona vermişti. Katheryn uyurken kasabanın otelinde saklanacaktı. Jeremy her ihtimale karşı yanına köpekleri Rix'i de bırakacaktı. Rix son derece cesur ve sadık bir köpekti. Türünün diğer üyelerine göre oldukça büyüktü. Kemikleri bir çelik kadar dayanıklı, derisi mermer kadar sertti. Altı yıl önce bulmuştu onu Jeremy. Annesi kurtlar ile savaşırken ölmüş, kendisi karların arasına gömülmüştü. Yavru köpek o kadar korkuyordu ki yakınından geçerken bu korkunun kokusunu alan Jeremy, onu küçük bir çocuk sanmıştı. Gerçeği gördüğünde gözlerine inanamamıştı. O gün ilk defa hayvanların duyguları ne kadar gerçek yaşadığına tanıklık etmişti. Hayatın acılarını insanlar kadar yoğun hissedebildiklerini görmüştü. O andan itibaren birliktelikleri boyunca ona hiçbir zaman acıma veya küçümseme ile bakmadı. Hiçbir zaman kendisine bağlı olması için zorlamadı. Bir sahip-hayvan ilişkisi değil, dostluk bağı kuruldu aralarında. Birçok ava birlikte çıktılar, birbirlerinin arkalarını korudu, sırlarını sakladılar. Kasabadaki bu son ve zorlu görevde yardımı büyük bir önem taşıyordu. Jeremy otelde tüm hazırlıkları bitirdikten sonra şerifin yanına gitti.

-Hazır mısın?

-Evet. Çocuğum güvende mi?

Jeremy kafa salladı.

-Peki ya Bayan Walker?

-Planladığımız gibi batıdaki otelde.

-Güzel. Bir şey soracağım. Neden ikisini de aynı odada tutmuyoruz ki?

-Kurt adamlar duyguların, karakterin kokusunu takip eder demiştim. Kate başka bedene geçtiğinde onun karakterini ortaya çıkaracak, bir şeyler hissetmesine neden olacak herhangi bir tetikleyiciden uzak durması gerekiyor. Eğer kendi bedenini görürse bir şeyler hissedebilir. Bu da kurt adamın iz sürmesine neden olur.

-Şimdi ne olacak?

-Şimdi parmaklıkların arkasında tek başına saklanacak. Hiçbir şey hissetmeyecek. Ne duygu, ne de karakter.

-Bu nasıl olabilir? Hiçbir şey mi düşünmeyecek?

-Nasıl bir şey olduğunu anlayamazsın. Gereksiz detaylarla uğraşmana gerek yok.

-Peki. Öyle olsun.

Jeremy en üst kata çıktı. Kurt adamın daha önce geldiği söylenen yöne açılan cama kafasını dayadı. Doğruca gökyüzüne yükselmekte olan dolunaya bakıyordu. Damarlarının genişliyor, kasları büyüyordu. Kurt adam kadar olmasa da bedeni güçleniyordu. Köpek dişleri iki kat uzadı. Duyuları keskinleşti. Zamanı gelmişti. Bu sırada Katheryn otel odasında gözlerini kapattı. Bedenine geçeceği çocuğu hayal etti. Önce yüzünü, sonra gözlerini, sonra tek bir gözünü, açık kahverengi irisini, irisinin üzerindeki özgün lekeleri ve desenleri, ardından göz bebeğini. Tüm hayatını izlemiş ve içinde biriktirmiş o karadeliği hayal etti. Ve o karadeliğin içine atladı. Oradan çıktığında parmaklıkların arkasındaydı. Önce ellerine baktı. Parmakları küçük ve şişmandı. Çok hafif, enerjik fakat güçsüz hissediyordu. Ayağı kalkmayı denediğinde yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi yere düştü. Yabancı bir evde, dilini bilmediğin bir ülkede yaşamanın ne kadar yabancı hissettirdiğini düşününce bambaşka bir bedende var olmanın tarif edilemeyecek derecede huzursuz gelmesinin normal olduğunun farkındaydı. Neyse ki kısa süreliydi bu durum. Sabah tekrar kendi bedenine dönecekti. Bu yüzden alışmak için herhangi bir çaba göstermedi. Her şey nasıl ise oluruna bıraktı. Ancak tüm bunların ötesinde hissettiği başka bir şey daha vardı. Bir duygu. Bunun olmaması gerekiyordu. Kurt adamlardan o kadar uzun süre uzak durmuşlardı ki şimdi ne yapacağı hakkında endişe duyuyordu. Hatta endişeden çok, korkuyordu. Çocuğun bedeninde iken sahip olduğu kolunu elledi. Geçmişini hatırlamaya başlıyordu. Bunun çok tehlikeli olduğunu fark edince hemen kendisini durdurdu. Karakterinin ortaya çıkmasına izin veremezdi. Ancak korku... Damarlarına hücum eden korkuyu nasıl durduracaktı?

Jeremy tamamıyla odaklanmış etrafı izliyor, kurt adama dair herhangi bir ipucu arıyordu. Aniden burnuna tanıdık bir koku geldi. Kurt adamla alakası yoktu bu acı ve yoğun kokunun. Ne olduğunu çok iyi biliyordu. Ahşabın gıcırdama sesleri yaklaşırken arbeletine davranmak istedi ama geç kaldı. Sırtının ortasından vurulmuştu. Yere, dizlerinin üstünde düştü. Kalkmak için destek alırken bir kez daha, bu sefer belinden vuruldu. Saçmalar sırtından girip bedenini parçalamış, bazıları karnından çıkmışlardı.

-Yavaşça arkanı dön. Ellerini kaldır.

Şerif gayet sakin bir ses tonuyla konuşuyordu fakat gözlerinin içi öfkeyle yanıyor, kaslarının her hücresi titriyordu.

-Anlattıkları kadar güçlü değilmişsin anlaşılan.

-Ne yaptığını sanıyorsun sen!?

Şerif tüfeğinin ucu ile merdivenleri gösterdi.

-Benimle gel. Anlayacaksın.

-Seninle hiçbir yere gelmiyorum! Her şeyi tehlikeye atıyors...

Şerif bir el daha ateş etti.

-Seni hemen burada öldürebilirim. Sebebini öğrenmek istiyorsan benimle gelirsin, seni orada öldürürüm.

Jeremy yaralarını tutarak zorla ayağı kalktı. Her geçen saniye kan kaybediyor, gücünü kaybediyordu. Birlikte evin en alt katına indiler. Şerif, zemindeki ayı kürkünü kaldırdı. Altında pencere boyutunda kilitli bir kapı vardı. Cebindeki anahtar ile kilidi açtı.

-İçeri gir.

Yine önden Jeremy, arkasından kafasına tüfeği doğrultmuş şerif indi. Tünel dar ve sonundaki gaz lambasının yaydığı az miktarda ışık dışında karanlıktı. Oksijensiz kalmış hava rutubet kokusuyla birleşiyor, zaten dar olan yolu daha da küçük hissettiriyordu. Birkaç metre ilerledikten sonra sonuna geldiler. Önlerinde bir adet raf vardı.

-Bunlar da ne?

-Al kendin bak.

Rafta kurt adamlar ile ilgili çizimler olan kitaplar buldu. Kurt adamlar için yiyecekler, nasıl evcilleşecekleri hakkında bilgi veren onlarca kitapçık vardı. Dönüşümleri için yapılması gerekenlerden, onlar ile iletişimde kalabilmeye kadar her yöntem yazıyordu.

-Ne yaptın sen?!

-Ben? Ben mi ne yaptım?

-Kurt adamlar ile oyun oynanmaz! Hepimizi öldürteceksin.

-Bu bir oyun değil zaten Jeremy, merak etme.

-Kimsin sen?

-Senin tanıyamaman normal çünkü daha önce hiç karşılaşmadık. Ama Katheryn'den biraz çekiniyordum doğrusu.

-Katheryn'i nereden tanıyorsun!?

-Bana neler yaptığını biliyor musun? Bana nele...

-Burada oturup seni dinl...

Şerif tüfeğinin arkası ile Jeremy'nin çenesine sertçe vurdu.

-Kes sesini! Kes sesini ve dinle! Bundan otuz yedi yıl önce, yine bir dolunay gecesinde; ben, babam, annem ve kardeşim mutfakta oturmuş bir yandan sohbet ediyor bir yandan da bir şeyler atıştırıyorduk. Her Pazar gelenekselleşmiş bir durumdu bu bizim için. Henüz çocuk olduğumuzdan geç saate kadar durmamıza annemler izin vermiyordu. Bu yasağın kalktığı tek gün pazardı. Bu yüzden hep birlikte tüm ışıkları söndürüyor, birlikte vakit geçiriyorduk. Babam bize her zaman anlattığı masalları anlatıyordu. Bazen bu masallara korkunç canavarlar ekliyor, annem bunu duyduğunda hemen onu durduruyordu. Fakat o gece, sıradan pazar gecelerinden farklı oldu. Babam su almaya gitmişti. Birkaç saniye sonra mutfaktan cam kırılma sesi geldi. Karanlıkta önünü göremediği için bardağı düşürdüğünü sandık. Kırılmış cam parçaları etrafa saçılırken annem bir gaz lambası kaptı ve hızlıca babamın yanına gitti. Babam titriyor, vücudunun kontrolünü kaybediyordu. Dizleri ve kolları sıradan bir insanın hareket ettiremeyeceği şekillerde bükülüyorlardı. Evde bağrışmalar sürerken aniden düzeldi. İyi olduğunu, telaşa gerek olmadığını söyledi. Ama yüzü son derece soğuk, gözleri duygusuzdu. Kırıkları temizlemek için süpürge almaya gitti. Döndüğünde, elinde ağaçları kesmekte kullandığımız büyük baltamız vardı. Annem çığlıklar içinde bıçağa uzandı. Ama babamla kavga etmek istemiyordu. Edemezdi ki. Çünkü yaşananlara anlam veremiyordu. Çünkü babamın yüzünde tek bir tanıdık duygu göremiyordu. Ne bir öfke, ne bir üzüntü... Babam o gece annemi öldürdü. Onu önce tekme yere düşürdü. Ardından iki balta darbesi ile gövdesini parçaladı. Eğilip abimle bana baktığını hatırlıyorum. Gözleri koyu mor olmuştu. Bize bir şey yapmadan üst kata çıktı. Tüm parasını aldı ve gitti. Bir daha da geri gelmedi. O günden beri neyin buna sebep olduğunu düşündüm. Otuz yedi yıldır bu anı bekliyorum!

-Hangi anı?

-İntikamımı alacağım anı. Bana ve aileme yaşattıkları için Katheryn Walker'ı cezalandıracağım anı. Yaptıklarınız yetmiyormuş gibi bir de kasabama geliyor, elinizi kolunuzu sallaya sallaya dolaşıyorsunuz! Hiç kan akıtmamış gibi, hiç gözyaşı döktürmemiş gibi ortalıkta tövbe ettik diye geziniyorsunuz! İnsanlara yardım ettiğinizi, artık iyi olduğunuzu söylüyorsunuz! Siz iyi falan değilsiniz! Siz şeytanın ta kendisisiniz. Ve şeytan bu gece yok olacak.

-Katheryn'e gelen her zarar oğlunu da etkiliyor!

-Tabi tabi eminin öyledir. Çok şey bildiğini sanıyorsun. Kendini özel ve ayrıcalıklı görüyorsun. Bir erkeği özel kılan yarattığı şeylerdir. Yok ettikleri değil. İşte bu yüzd…

Jeremy aniden sis bombasını şerifin yüzüne fırlattı. Tam suratına isabet eden bombadan dolayı şerif görüşünü neredeyse tamamen kaybetmiş, yere düşüp kafasını rafa çarpmıştı. Jeremy koşarak yer altından çıktı. Doğruca çocuğun kaldığı binaya ilerliyordu. Gittiği her yere arkasından kanlı bir iz bıraktığı için takip edilmesi oldukça kolaydı. Çok hızlı hareket etmesi gerekiyordu. Çocuğu buldu. Anahtarı isteyip kapıyı açtı. Katheryn duygu hissetmemek için ne bir şey yapıyor ne de söylüyordu. Son derece soğuk, sakin ve yavaş hareket etmeye çalışıyordu. Jeremy onu kucaklayıp otele koşmaya başladı. Birlikte ilerlerlerken Katheryn artık merakına hâkim olamadı.

-Jeremy ne yaptığını sanıyorsun!?

-Sonra anlatırım.

Küçük ellerini Jeremy'nin göğsündeki yaralarda gezdirdi. Tüm kıyafeti kana bulanmıştı. Şarapnellerin çoğu hala vücudunun içinde olduğundan dolunayın yaralarını iyileştirme etkisi yeterince hızlı değildi.

-Ne oldu!?

-O adama güvenmemem gerektiğini biliyordum!

-Kime Jeremy? Neler oluyor!?

-Şerif delirmiş.

-Ne!?

-Geçmişte para çaldığın ailelerden birinin çocuğuymuş. Bizden intikam almak istiyor. İkimizi de öldürecek.

-Anlamıyorum.

-Geçmişten kalma bir düşman işte Kate!

-Çocuğunu da mı öldürecek!?

-Hayır. Seni kardeşine ısıttıracak.

-Kardeşi mi?

Kurt uluması sözlerini kesti. Ses batıdaki otelden geliyordu. Jeremy hiç durmadan koşmaya devam etti. Doğruca merkeze ilerliyordu.

-Kurt adam kardeşi mi!?

-Evet!

-Şimdiye kadar çoktan bedenimi bulmuş olmalı.

-Hayır. Dün şerife yalan söyledim. Seni batıdaki otelde bırakacağımı söyledim. Kurt adam da orada.

-Ama kokumuzu almış olmalı. Bizi bulacak.

-O yüzden biran önce buradan gitmemiz lazım zaten!

Merkezdeki otele ulaştıklarında Jeremy zar zor yürüyebiliyordu. Merdivenlerden çıkarken her iki adımda bir dizinin üstüne düşüyor, acı içinde bağırarak tekrar kalkıyordu. Kapıyı kırarak içeriye girdi. Katheryn ve Rix bıraktığı gibi oradalardı.

-Ne yapacağız?

-Seni ve çocuğu sırtıma alacağım. Atlara kadar koşacağız. Sonra da buradan gideceğiz.

-İkimizi taşıyamazsın Jeremy. Ben saklanabilirim. Sen bedenimi al ve git buradan.

-Hayır. Artık çok geç. Kurt adamın kokusunu alabiliyorum. Bu demek ki o da bizimkini alıyor. Çok yakında olmalı. Kaçman imkânsız.

-Kurt adam kardeşi ise bana zarar vermez.

-Kurt adamlar her şeye zarar verir! 

-Yaralısın. Asla başaramayız.

-Başaracağız! Başka çaremiz yok. Benim için endişelenmeyi bırak artık! Sadece seni ve çocuğu değil, gerekirse tüm kasabayı sırtımda taşıyabilirim. Güven bana. Sadece yaralarımın iyileşmesi için biraz zamana ihtiyacım var. Bu zamanı da ilerlerken kazanacağız.

Önce Katheryn'i sırtına aldı. Çocuk halat ile kendisini ve Katheryn'in bedenini Jeremy'ye sardı.

-Sıkı tutun. Durmayacağız.

Jeremy ikisini sırtına almış merdivenden aşağı indi. Rix hemen yanlarından geliyordu. Tam dış kapıyı açtı ki karşısına kurt adam çıktı. Kapıyı kapatıp tekrar üst kata koştu. Rix durmaksızın havlıyordu. Çıktıkları odaya geri döndüler. Jeremy arbeletini çıkartmak için yere oturdu. Kapıya nişan almış kurt adamı bekliyordu. Ancak kurt adam kapıdan değil, zemini yarıp aşağı kattan saldırıya geçti. Jeremy son anda yerden çıkan pençelerden kurtuldu. Kurt adamın göğsüne okunu sapladı. Camı kırıp kenarına tutundu ve kendisini yavaşça aşağı bıraktı. Doğruca atlara doğru koşuyordu. Karda her adım attığında ayağı içeriye gömülüyor, kaldırması bir eziyete dönüşüyordu. Her nefesini verdiğinde bir daha alamayacağını düşünüyor ancak bir şekilde bunu başarıyordu. Yükünü hafifletmek için arbeletini bıraktı. Kurt adam çatılardan onları takip ediyordu. Jeremy son gücünü harcasa da kurt adam rahatlıkla onlara yetişti. Yakın savaşta bir kurt adamı alt edemeyeceğini bilse de bıçağını çıkarttı. Kurt adam, ağzını sonuna kadar açmış, pençeleri önde hedefine doğru atladı. Tam on santimetrelik tırnaklarını Jeremy'nin boynuna geçirecekti ki Rix havada onun üzerine atladı ve Jeremy'ye dokunamadan onu uzağa itti. Bir köpek tarafından yere yıkılmış olmasına çok öfkelenen kurt adam, Jeremy'yi bırakıp Rix'e yöneldi. Jeremy yolun ortasında kalakalmıştı. Bir yüz metre ötedeki atlara, bir de kurt adamın pençeleri arasında boğuşan Rix'e bakıyordu. Rix, güçlü çenesiyle kurt adamın boynuna saldırıyor, kaslarını sıkarak sivri pençelerin etine girmesini engellemeye çalışıyordu. Bu sırada bir el ateş sesi duyuldu. Kurşun Jeremy'nin hemen önüne saplanmıştı. Jeremy kafasını sesin geldiği yöne çevirdi. Şerif birkaç ev ötede çatıya çıkmış, neredeyse kör gözleri ile rastgele ateş ediyordu. Ardından tekrar Rix'e baktı. Seneler önce hayatını kurtardığı o yavru büyümüş, şimdi dostunun hayatını kurtarmıştı. Onun için yapabileceği bir şey olmadığını biliyordu. Dostunu selamladı. Cebinden dinamiti çıkardı. Fitilini ateşledi ve fırlattı. Bunu gören kurt adam Rix'ten kurtulup oradan kaçmak istedi fakat Rix onu bırakmıyordu. Bacaklarını kara saplayarak korkusuzca düşmanını olduğu yere sabitledi. Dinamit büyük bir gürültü ile patladı. Az önce yanından koştukları evler havaya uçmuş, içinde korkuyla saklanan insanlar ya küle dönüşmüşler ya da saniyeler içinde parçalara ayrılmışlardı. Patlama üzerine kurt adamın öldüğünü gören kasabalılar ellerinde tüfekleriyle dışarıya çıktılar. Bu sırada Jeremy hiç durmadan atlara doğru koşmaya devam ediyor, şerif kör gözleri arkalarından ile ateş ediyordu. Patlamadan dolayı dehşete düşmüş, iplerinden kurtulmak için son güçleri ile debelenen atlara ulaşmasına çok az kalmıştı ki şerif onu bileğinden vurmayı başardı. Acı içinde yere düşen Jeremy, artık yürüyemiyordu. Yarası iyileşene kadar vakit kazanmak için sürünerek evlerden birinin arkasına sığındı. O sırada Katheryn'den uzun zamandır ses çıkmadığını fark etti. Halatı çözdüğünde, çocuğun sırtından vurulduğunu gördü. Küçük bedenini karın üzerine yatırdı. Onu sarsıyor, "Kate! Kate!" diye haykırıyordu. Katheryn'in bedenine baktı. Hala uyuyordu.

-Kate! Kate lütfen cevap ver!

Jeremy burnunu Katheryn'in burnuna değdirdi.

-Uyan! Uyanmalısın kardeşim. Lütfen beni bırakma! Bunu bana yapamazsın! Beni bir başıma bırakamazsın! 

Çocuğun bedeninden anlamsız sesler geliyordu. Konuşmaya çalışıyor fakat dedikleri anlaşılmıyordu.

-Kate? Kate!?

Küçücük elleri ile Jeremy'nin elini tuttu.

-Kate orada mısın!?

-Jeremy? Canım acıyor.

-Dayan. Az kaldı. Çok az kaldı.

Aniden bir şey ona sertçe vurdu ve onu evlerden birine fırlattı. Kurt adam patlamadan kurtulmuştu. Tüylerinin neredeyse hepsi yanmış, derisi tamamen kızarmıştı. Gözünün teki kör olmuş, ağzının büyük bir kısmı parçalanmıştı. Ama kardeşine verdiği sözü hala hatırlıyordu. Önünde savunmasız yatmakta olan Katheryn'in göğsüne pençesini soktu ve kalbini çıkarttı. Jeremy arkadan üzerine atladı. Bıçağını kurt adamın ensesine sapladı. Kurt adam onu tutup Katheryn'in parçalanmış bedeninin yanına fırlattı. Jeremy ve Katheryn yatarlarken yüzleri birbirlerine dönüktü. Jeremy zorlukla kolunu kaldırıp elini Katheryn'in soğuk yüzüne götürdü. İlk defa kendi kokusunu alabiliyordu. Kendi üzüntüsünün kokusu etrafını tamamen kaplamış, diğer tüm duyularını kör etmiş, sadece kendi varlığını hissettiriyordu. Kafasını biraz kaldırınca Katheryn'in yanında yatmakta olan çocuğu gördü. Çocuk yüzünü yavaşça Jeremy'ye doğru çevirdi. İkisi de hiçbir şey söylemedi. Hiçbir yüz kaslarını hareket ettirmediler. Yalnızca durup birbirlerinin gözlerine baktılar. Bu, Katheryn'in hala orada olduğunu anlamasına yetti Jeremy'nin. Umut, yeniden damarlarında akmaya başladı. Yaralarını iyileştirdi, kaslarını güçlendirdi. Bu sırada tüm kasaba etraflarında toplanmıştı. Tüfekleri ile kurt adama ateş etmeye başladılar. Şerif onları iterek çemberin içine girdi. Abisinin onlarca kurşun tarafından vurulduğunu gördü. Dört yüz kiloluk bedeni yere yığılmış, can çekişiyordu. Ardından önünde çocuğunun cansız bedenini gördü. Sevdiği herkes, bu hayatta ona kalan her şey gözünün önünde yok olmuştu. İnsanlar "Çocuğunu o öldürdü! Biz de onu öldürülelim! İdam edilsin!" diye bağırırken şerif sessizdi. Çünkü çocuğunu vuranın kendisi olduğunu biliyordu. Sisten körelmiş gözleri açıldı, öfkeyle kaplanmış vicdanı yeniden etkisini göstermeye başladı. Ense kökünden tırnak uçlarına kadar bedenini titreten bir dalga yayılıyordu vücuduna. Sinirleri kasılıyor, beynine durmaksızın acı sinyalleri yolluyorlardı. Kollarını tutan insanlardan kurtuldu. Tüfeğini kalbine bastırdı ve vicdanını susturmak isteyerek tetiği çekti. Şerif, çocuğu, Katheryn, Jeremy ve kurt adam yan yana dizilmiş yatıyorlardı karın üzerinde. Şerifin öldüğünü gören halk cesetlerin üzerine atladı. Bazıları şerifin yaşayıp yaşamadığını kontrol ediyor, bazıları yaratık olarak gördükleri yabancıları tekmeliyorlardı. Yalnızca yanındaki insanları taklit ettiği için öfkeli olan gençlerden biri, Jemery'nin suratına tekme atıyordu ki Jeremy ayağını tuttu. Tek darbede bacağını gövdesinden ayırdı. Kimse ne olduğunu anlayamadan çocuğu aldı ve zıplayarak çatıya çıktı. İnsanlar arkasından ona ateş ediyorlardı. Vurulmadan atının üzerine atlamayı başardı ve oradan ayrıldı.

*

Jeremy teknenin önüne yürüdü. Hava açık, güneş tam tepedeydi. Hangi yöne doğru bırakacağı konusunda endişelenmiyordu. Çünkü her taraf aynı gözüküyordu. Sonsuzluğa uzanan bir mavilik. Aldığı her nefes huzur ve mutluluk kokuyordu. Fakat bu duygular uzun süre barınamıyordu içinde. Hemen ardından eski anıları canlanıyordu çünkü gözlerinde. Geçmişini asla unutamayacağının farkındaydı. Ancak artık kalıcı mutluluk peşinde değildi. Böyle bir şey olmadığını biliyordu. Daha az düşünmeye, daha küçük yaşamaya karar vermişti. Yumruk olmuş elini yumuşak bir el tuttu. Yumruğu yavaşça açıldı ve küçük eli içine aldı. Gözlerini denizden ayırarak yanına çevirdi. 

-Hiç uyanmayacaksın sanmıştım.

-Bu sıcakta uyanmak bile hata.

Göz hizasına gelmek için dizlerinin üzerine çöktü. 

-Haklıymışsın kardeşim. Biz buraya ait değiliz. Hiçbir zaman da olmadık. Bizim gibi farklı olanların güvenebileceği biri, yaslanabilecekleri bir duvarı yok. Sürekli tetikte, sürekli hazırlıklı olmalıyız. Nereye gidersek gidelim hayatımızdan endişe hiçbir zaman eksik olmayacak.

-Daha azı da bizi tatmin etmezdi zaten.

İkisi de gülümsedi. Jeremy, Katheryn'in mor gözlerine bir kez daha baktı. 

-O gözlerini bir daha kapamana gerek kalmayacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakış Açısı

Mariana

Tutsak Şeytan