İntikam Kokusu
İntikam Kokusu
Purosundan bir nefes daha çektikten
sonra söndürüp ceketinin iç cebine koydu. Dizlerine kadar gelen parlak siyah
çizmesi ve siyah fötr şapkası ile sadece erkeklerin değil herkesin bakışlarını
üzerine çekiyordu. Attığı her adımda çizmesi yerdeki kumu havalandırıyor,
havalanan kum rüzgârın etkisiyle etrafa dağılıyor, arkasından gelen bir toz
bulutu oluşturuyordu. Ayakları ahşaba bastığında aradığı yere geldiğini anladı.
Kapıyı itip içeriye girdi. Her ne kadar kasabanın çoğu kim olduğunu bilse de
mor gözlerini aşağıda tutuyor, göstermemeye özen gösteriyordu. Kafasını hiç
kaldırmadan konuşuyordu.
-Jeremy burada mı?
-Bay Walker mı? Şurada.
Onu girişte karşılayan adam, parmağı
ile barmenin karşısındaki sandalyeyi işaret etti. Kathryn teşekkür etmeden
gösterilen yöne ilerledi. Yanındaki sandalyeye oturdu. Şapkasını önüne koyarken
barmene yanını işaret ederek "Ne içiyorsa ondan!" dedi. Uzun dalgalı
saçlarını omuzunun gerisine atarken barmen ile göz göze geldi. Onu tanıyan
barmen gülümseyerek isteğini yerine getirdi ve hızlıca içkisini verdi.
Jeremy'den herhangi bir tepki alamadığından söze o başladı. Konuşurken
birbirlerine bakmıyorlardı.
-Hiç selam vermiyorsun.
-İnsanları tedirgin ediyorsun.
-Kimi? Barmeni mi? Beni gördüğüne
gayet mutlu oldu.
-Kokusunu aldım Kate. Senden
korkuyor. Tıpkı diğerleri gibi.
-O korku senden olabilir mi acaba?
Sen önce kendine bak.
-Ben senelerdir buraya gelirim.
Artık alıştılar.
Jeremy kahverengi fötr şapka
giyiyordu. Kathryn'in aksine oldukça uzun boyluydu ve kilolu bir yapıya
sahipti. Gözleri, tütün tüketmekten renk değiştirmiş bıyığının ucu kadar
sarıydı. Köpek dişleri çok uzun olduğundan ağzını tam kapattığında alt
dudaklarını yaralıyordu. Bu yüzden dudakları genellikle bir santimetre kadar
açık dururdu. Bu koku almasını kolaylaştırıyordu fakat konuşurken bazı harfleri
söylemesini zorlaştırıyordu.
-Neden buraya geldin?
-Canım istedi. Sabahtan beri
neredeydin?
-Dolaştım. Sen?
-Boş boş mu dolaştın?
-Evet, boş boş dolaştım. Sen ne
yaptın?
-Ben iş buldum desem?
Jeremy sonunda yüzünü döndü.
Heyecanlanmıştı. Barmenden iki içki daha istedi.
-Ne işi?
-Söyleyeceğim ama kızmak yok.
-Ne işi buldun Kate?
-Bunu sevmeyeceksin.
-Ne diyeceğini tahmin ediyorum zaten
ama söyle gitsin.
-Kurt adam.
Jeremy hayal kırıklığına
uğramışçasına kafasını iki yana salladı. Yüzünü tekrar karşıya döndü.
-Neyin var senin?
-Benim mi?
-Evet. Uzun zaman sonra iş buldum
diye müjde ile geliyorum verdiğin tepkiye bak.
-Müjde mi? Kurt adamları sevmediğimi
biliyorsun Kate. Sana bir daha kurt adam avlamayacağımı söyledim. Hala gelmiş
müjde diyorsun.
-Biliyorum tabi ki.
-O halde neden bunu söylemeye yanıma
geldin? Kurt adam söz konusu olduğunda reddet demiştim sana.
-Çünkü teklif ettikleri para çok
iyi.
-Bu konuyu konuşmuştuk.
-Hayır. Bu sefer farklı. Sabah kuzeydeki
kasabaya gittim. Kasabanın şerifi beni buldu.
-Ne!? Bu... Bu yaptığın çok
tehlikeli!
-Dur bir dinle. İlk başta başım
belada sandım. Oradaki geçmişimden dolayı şerifin beni bulduğunu düşündüm ama
yanılmışım. Şerif beni evine davet etti. Dört aydır her dolunayda kasabalarını
kurt adam ziyaret ediyormuş. İlk ay bir kişiyi, ikinci ve üçüncü ay iki kişiyi,
geçen ay ise yedi kişiyi öldürmüş. Benden, onu avlamamızı isteyeceğini
sandığımdan teklifini duymadan reddetmek istedim. Fakat durum farklıymış. Kurt
adam son geldiğinde çocuğunun kanının tadına bakmış.
-Onu ısırmış mı?
-Hayır. Çocuğu koşarken yaralanmış.
Yere damlayan kanı da kurt adam içmiş. Ama o gece güneş doğmak üzere olduğundan
çocuğunu öldürememiş. Artık kokusunu biliyor. Bir dahaki dolunayda kasabaya geldiğinde
çocuğunu öldürecek. Bizden kurt adamı avlamamızı değil, çocuğunu kurtarmamızı
istiyor.
-Yani kurt adamı avlamamızı istiyor?
Çünkü çocuğunu koruyacaksak kurt adam ile savaşmamız gerekecek.
-İlk başta kabul etmedim zaten.
Parayı ikiye katladı.
-Hiçbir şekilde kabul etmemelisin.
-Etmedim.
İkisi de sustu.
-Sonra üçe katladı.
-Ne yaptın?
-Kabul ettim tabi ki! Ne
yapacaktım!?
-Kate, durumu anladığından emin
değilim. Galiba yaşadıklarımızı unuttun.
-Hayır, bence sen hayalimizi
unuttun. Daha ne kadar bu kasabada bir yaratık gibi hayatımızı sürdüreceğiz? Bu
bok çukurunda daha kaç yıl debelenmek istiyorsun? Bir yıl? Beş yıl? On yıl? Yüz
yıl!?
-Senin bu para hırsın yüzünden
başımıza gelmeyen kalmadı. Artık düzgün insanlar olacağız.
-İnsan mı? Ne zamandan beri insan
olduğumuzu düşünüyordun?
-İyi şeyler yapmaya başladığımızdan
beri.
-İnsanlar iyi şeyler mi yapıyorlar. Hem
kötü bir şey yapmayacağız ki. Küçük bir çocuğun hayatını kurtaracağız.
-Saçmalıyorsun.
-Hayır sen saçmalıyorsun!
-Sesini alçalt.
-Bu teklifi kabul etmeliyiz Jeremy.
O paraya ihtiyacımız var. Senelerdir uğraşıyoruz. Bu görevi tamamlarsak
kazandığımız para ile birikimimizi birleştirir ve kendimize istediğimiz tekneyi
alabiliriz. Küçükken konuştuklarımızı unutma. Planımızı unutma. Geleceğimizi
nasıl hayal etmiştik, şimdi ne haldeyiz bir bak. Böyle yaşamaya devam mı edelim
istiyorsun? Burada, o aptal tozlu otel odalarında öksüre öksüre bir başımıza
ölelim mi? Babam ne istiyordu hatırla. Bir gemi alıp burayı terk etmesi
gerektiğini on yıllar önce söylüyordu. Onun ileri görüşlülüğü bize yol verdi. O
bu hayalini gerçekleştiremedi. Burada, koruduğu insanlar tarafından öldürüldü.
Bize de mi aynısı olsun istiyorsun? Burada doğup burada ölelim mi?
-Hayır. Daha küçük işleri kabul
edelim. Azar azar para biriktirelim. Risksiz bu işi halledelim. Tıpkı yıllardır
yaptığımız gibi. Kurt adamlardan da uzak duralım!
-Risksiz mi? Asıl burada
geçirdiğimiz her dakika risk altındayız. Nereye gidersek gidelim geçmişten
kalma düşmanlarımız var. Geçmişini, yere attığın bir puro gibi geride
bırakamazsın. Geçmiş, insanın arkasında bıraktığı ayak izleri gibi onu hep
takip eder. Her kim isterse, bu izlerden seni bulabilir. Buradakiler de
peşimizi asla bırakmayacaklar. Sadece şu barda bile belki bizi öldürmek için sinsi
düşünceler içinde olan birçok insan vardır.
-Eğer öyle olsa kokularını alırdım.
Jeremy söylenenlere çok aldırış
etmemiş gibi davransa da her kelimesini dikkatle dinliyordu.
-Bu kasaba hırsız, katil, namussuz
zamanlarımıza şahit oldu. Kaç kuşak geçerse geçsin senin insanları avladığın,
benim onları kontrol edip paralarını çaldığım zamanları kimse unutmadı. Biz
farklıyız, bunu kabul et. Burada farklılara yer yok.
-Olanlar oldu.
-Kafanı çevirdiğinde arkandakiler
öylece yok olmaz.
-Sebebi ne olursa olsun bir kurt
adamla savaşmayacağız!
-Savaşacağız!
Jeremy hızla Katheryn'in sol omzunu
yakaladı.
-Bu ne hatırlıyor musun!? Eski
zamanları hatırlıyorsun ama daha yeni başımıza gelenleri unutuyorsun herhalde!
Kurt adamlardan keyfimizden uzak durmuyoruz Kate! Çok tehlikeliler!
-Vampirler değil mi!? Dev ayılar
değil mi? Katil yarasalar değil mi?
-Kurt adamlar kadar değil!
Ölmüyorlar. Kurt adamlar ölmüyorlar! Çok güçlüler, çok hızlılar, çok vahşiler.
Bir kurt adama karşı savaşı asla kazanamayız. Şu anda bunu tartışıyor olmamız
bile o kadar anlamsız ki. Kendine bir bak! Öbür kolunu da mı kaybetmek
istiyorsun?
-Asıl sen kendine bir bak!
-Beni kendin ile karşılaştırmayı
bırak artık!
-Hatamızın bedelini kolum ile ben
öderken bu kadar korkak olan neden sensin?
-Sen mi? Senin canın yandığında
benim kalbim nasıl acıyor biliyor musun?
Omzundan elini itti.
-Hadi ama! Duygusallaşıp
korkaklığını saklayabileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Canı yanan, kurt
adamın pençelerini etinin içinde hisseden benim. Ancak gene de senin kadar ödlek
davranmıyorum. Bizim işimiz bu. Canavarları avlıyoruz diye ortalıkta
geziniyoruz fakat kurt adamlar söz konusu olduğunda kaçıyoruz.
-Benim görevim seni korumak Kate. Ve
ister inan ister inanma senin akıttığın her gözyaşı benim kalbime damlıyor.
Tuzu yüreğimi yakıyor, nefesimi kesiyor. Bir daha sana zarar gelmesine izin
veremem.
-Peki. Sen bilirsin. Ben de kendim
yaparım.
Kalkıp hızlı adımlarla dışarıya
çıktı. Tam atına atlayacaktı ki Jeremy onu sırtından yakaladı.
-Dur bir saniye.
-Bırak beni!
-Dur! Tamam, haklısın.
-Evet öyleyim.
-Sana tekrar zarar gelmesini
istemiyorum. Teknemizi alana kadar olabildiğince sakin yaşamak, alınca da
denizde kendi halimizde yaşlanmak istiyorum.
-Bunu ikimiz de istiyoruz. Ama
kasabanın asıl sorunu kurt adamlar. Eğer kurt adam avlamazsak para
biriktiremiyoruz. Eskisi gibi hırsızlık da yapamam. Dediğin gibi, buna artık
tövbeliyiz. Geriye tek bir çare kalıyor. Hem şerif çocuğunu korumamız
karşılığında çok büyük miktarda para teklif ediyor. Hayallerimize ulaşmanın tek
yolu bu.
-Sırf o yoldan gitmeyi çok
istiyorsun diye işaretleri görmezden gelemezsin.
-İşaretleri görmezden gelmiyorum.
Dikkate alarak devam ediyorum.
-Dolunaya yalnızca iki gün var. Ne
zaman hazırlık yapacağız? Kurt adamın önceki olaylarını dinlememiz,
davranışları hakkında fikre sahip olmamız gerekiyor.
-Başka çaremiz yok. Bu dolunayı
bizsiz canlı atlatamazlar. İki gün sonra işi halletmemiz gerekiyor.
-Peki, kabul ediyorum. Ancak senden
bir şey isteyeceğim. Sadece tek bir şey. Bunu benim için yapabilir misin?
-Ne istiyorsun?
-Gel şimdi eve gidelim. Bu işi
güzelce düşünelim. Riskleri konuşalım, kazanacağımız parayı hesaplayalım. Yarın
son kararımızı şerife bildiririz. Ama şimdi eve gidelim. Benim için bunu
yapabilir misin?
-Beni bu işten vazgeçiremeyeceksin
Jeremy. Bu yalnızca vakit kaybı olur.
-Lütfen.
-İyi. Öyle olsun.
*
Şerifin evi üç katlıydı. Alt katta
salon, misafir odası ve mutfak bulunuyordu. Üst odalarda ise yatak odaları ve
tuvaletler vardı. Evin tamamıyla ahşap olması Jeremy'yi tedirgin ediyordu. Kurt
adam rahatlıkla istediği yerden içeriye girebilirdi. Baştan aşağı gezdikten
sonra Şerif, Katheryn ve Jeremy plan hakkında konuşmak için girişe indiler.
-Şimdi size işin nasıl yürüyeceğini
anlatayım Şerif. Dolunay çıkacağı gün, güneş batarken Katheryn güvenli bir
yerde uyuyacak. Sizin çocuğunuzun o sırada ne yaptığı önemli değil. Katheryn
tekrar gözlerini açtığında çocuğunuzun bedeninde uyanacak. Önceden
belirlediğimiz bir saklanma yerine çocuğunuz yani Katheryn saklanacak. Ben de
onu koruyacağım. Bu kadar.
-Neden direkt ikiniz çocuğumu
kaçırıp korumuyorsunuz?
-Çünkü çocuğunuz kokuyor. Kurt
adamlar, insanların duygularını rahatlıkla koklayabilirler. Her insanın kendine
özgü bir karakteri ve her karakterin kendine özgür bir kokusu vardır. Bu
sebeple çocuğunuz nereye saklanırsa saklansın kurt adam onu bulabilir. Bir de
kanının tadına baktı demiştiniz. Tek başına hiç şansı yok. Ancak Katheryn
isterse duygu hissetmiyor. Ve başkasının bedenine girdiğinde de o bedenin
kendine has olan kokusu siliniyor çünkü karakteri de o an dünyadan silinmiş
oluyor. Katheryn, çocuğunuzun içine girdiğinde kıyafetlerini çıkartacak.
Böylece etrafa hiçbir koku yaymayacak. Her ihtimale karşı ben de onu savunmak
için burada olacağım.
-Peki çocuğum tekrar kendisine
geldiğinde ne olacak?
-Hiçbir şey hatırlamayacak.
-Demek hiçbir şey hatırlamayacak.
Şerif konuşurken Jeremy'ye baksa da
Katheryn ile hiç göz temasında bulunmuyordu. Bu Katheryn'in dikkatini çekmiş
olacaktı ki şerife yaklaştı ve konuşmaya dâhil oldu.
-Ben çocuğunuzun içine girdiğimde
ona herhangi bir zarar gelirse bu beni de etkiliyor şerif.
Kıyafetini sıyırarak kolu olması
gereken yeri gösterdi.
-Onun bir yeri kesilirse benim de
kesiliyor. Uzvu koparsa benimki de kopuyor, boğulursa benim de nefesim
tükeniyor. Hayatı benimkine bağlanmış oluyor. Bu yüzden bana güvenmiyorsanız
bile onu canlı tutmak için elimizden geleni yapacağımızdan emin olabilirsiniz.
Çünkü ben yaşamak istiyorum.
-Ya aniden çocuğumun içinden çıkar
ve onu ölüme terk edersen?
-Güneş doğmadan bunu yapamam. Güneş
batarken uyuyup kontrole geçeceğim. Güneş doğarken de çıkarılacağım. Sadece ay
gökyüzünde iken bu yeteneğim açığa çıkıyor.
-Tam da tahmin ettiğim gibi.
-Merak etmeyin, sorun çıkmayacak.
Yıllardır bu işi yapıyoruz.
-Uzun zamandır kurt adam
avlamadığınızı duymuştum. Teklifimi kabul etmenize şaşırdım doğrusu.
-Sözlerinize bakılırsa bizi bayağı
bir araştırmışsınız.
-Çocuğumu emin ellere teslim etmem
gerekiyor sonuçta.
-O zaman doğru kişileri seçtiniz.
-Bilemiyorum Bay ve Bayan Walker.
Hem, çocuğumun içine nasıl gireceksiniz?
-Birkaç saniye gözlerine bakmam
yeterli.
-Olay bittikten sonra bir daha onu
kontrol etmeyeceğinize söz verir misiniz?
Jeremy öfkeleniyordu.
-İşimiz gücümüz yok senin çocuğunu
mu kontrol edeceğiz?
-Orasını bilmem. Ben bu kasabanın
şerifiyim Bay Walker. Her türlü ihtimali gözden geçirmem gerekiyor.
-Benim de öyle. Ve şu anda sizden
ilginç kokular alıyorum. Korku, endişe, öfke... Bunlar normal fakat yanında
farklı bir koku daha alıyorum. Çok güçlü...
-Nedir o?
-İntikam kokusu alıyorum. Kimden
intikam almak istiyorsun şerif?
-Birinden intikam almak istediğimi
nereden çıkardın? Galiba burnunda sorun var.
Katheryn aralarına girdi. İkisini de
uzaklaştırdı.
-Tamam öyleyse. Biz şimdi eve
dönelim. Yarın kasabayı gezeceğiz ve plan yapacağız. Çocuğunuza saklanacak bir
yer bulmamız gerekiyor. Ayrıca kendime de güvenli bir bölge seçmem lazım. Yarın
hepsini halledeceğiz. Güneş battığında çocuğunuzun yerine geçeceğim. Dolunayda
kurt adamdan saklanmaya çalışacağız ve savaştan olabildiğince kaçınacağız.
Fakat zor durumda kalırsak onu öldürmekten çekinmeyeceğiz.
-Teşekkürler Bayan Walker.
-Kurt adamın kimliğini
öğrenebilirseniz yarın bizi bilgilendirmeniz çok iyi olur. Kurt adamlar arkadaş
canlısı olmasalar da derin bağları olan kişileri unutmazlar. İnsanlarla
iletişim kurabilirler. Geçmişini bilmemiz çok işimize yarayacaktır.
-Arkasında hiç iz bırakmamış ama
yeni bir şey öğrenirsem hemen söylerim.
Jeremy tekrar söze girdi.
-Parayı şimdi istiyoruz şerif.
-İşimiz bittikten sonra veririm diye
umuyordum.
-İş bittikten sonra vakit
olmayabilir. Şimdi vereceksiniz anlaşmamız tamamlanır.
-Ya beni yüzüstü bırakırsanız?
-Bu hayatta bende olmasından onur
duyduğum tek erdem dürüstlüktür şerif. Kasabadaki herkese sorabilirsiniz.
Benimle anlaşma yapan kimseyi yüzüstü bırakmam. Kimseyi arkasından bıçaklamam.
Seksen yıllık hayatımda her türlü hakarete maruz kaldım, fakat bir kez olsun
yalancı diye çağrılmadım.
-Eminim öyledir.
Şerif istemeye istemeye üst kattan
parayı getirdi.
-Anlaşma tamamlanmıştır. Yarın
tekrar uğrayacağız.
-Tamamdır.
-İyi geceler şerif.
-Size de.
Tam çıkıyorlardı ki şerif onları
durdurdu.
-Bayan Walker, kabalığımı bağışlayın
ama kaç yaşındasınız acaba?
Katheryn soruyu duymamazlıktan
gelerek yoluna devam etti. Jeremy ile birlikte atlarına bindiler ve kasabadan
ayrıldılar. İkisi de birbirlerine söylemiyorlardı fakat içlerinde bu adama
karşı hoş olamayan düşünceler taşıyorlardı. Somut fikirler değildi bunlar,
ancak şerifin bir şeyler sakladığına inanıyorlardı. Jeremy dayanamayıp söze
girdi.
-O adama güvenmiyorum Kate.
-Neden?
-Bir şeyler saklıyor.
-İntikam kokusu aldım dedin. Neyin
intikamı olabilir?
-Bilmiyorum. Kaç kere söyleyeceğim,
zihin okuyamıyorum. Sadece duygu. Yıllardır aynı tartışma.
-Tamam uzatma biliyorum. Ama...
Acaba kurt adamı tanıyor mu? Ondan intikam almak istiyor olabilir mi?
-Bana da öyle geldi. Belki çocuğunun
olayla alakası yoktur bile. Sadece kurt adamı öldürmemiz için bizi tutmuştur.
Çocuk da bahane.
-Kurt adam onu bulabilsin diye
kanını bilerek mi damlattı sence?
-Hayır kan falan yok. Her şey yalan
olabilir.
-Bunu anlayamaz mısın?
-Aldığım kokulardan yola çıkarak
bunları söylüyorum zaten.
-Ama eğer öyle olsaydı direkt bunu
söyleyebilirdi. Yani, bu kadar bahane bulmak yerine direkt kurt adamı
öldürmemizi isterdi.
-O zaman kabul etmeyeceğimizi
biliyordu.
-O parayı verdikten sonra her türlü
kabul ederdik.
-Kurt adamlardan ne kadar
çekindiğimizi biliyor. Araştırmasını çok iyi yapmış. Eğer direkt bunu istese
paraya bakmadan reddedeceğini öngörmüş olabilir. Çocuğu kurtarmanın bizi ayrı
bir motivasyon kazandıracağını düşünmüş olmalı. Ama yanılıyor.
-Kurt adamdan intikam almak
istiyorsa da alabilir açıkçası. Paramızı verdiği sürece umurumda değil.
-İntikamın kokusundan nefret
ediyorum. Çok yoğun ve ağır.
-En yoğun kokan aşk sanıyordum.
-Hayır. Aşk... Aşk farklı. Aşk
kokusu dilime geldiğinde önce ekşi bir tat alıyorum. Rahatsız etmiyor,
dudaklarımı kamaştırıyor. Ardından çok güzel bir tat geliyor. Öyle hafif, öyle
yumuşak bir tat ki bu dilimin üzerinde sörf yapıyor adeta. Boğazımdan
kusursuzca geçiyor. Mideme iniyor, karnımı gıdıklıyor. Aşk harika bir koku
Katheryn. İntikam ile karşılaştırılamaz. İntikam tamamıyla acı ve bir kahve
kadar yoğun. Ağzına bir kez tadı girdi mi birkaç saat başka tat alamıyorsun.
Aşk gibi mideye değil, hüznün kokusu gibi doğruca ciğerlere iniyor. Hüzün nasıl
ciğerleri yakıyorsa, intikam da ciğerlerini dolduruyor. İçinde birikmiş öfke
vücudunu kaplıyor, nefesini ağırlaştırıyor.
-Şerifin intikamı da o derece büyük
müydü?
-Evet. Evet öyleydi.
-Bak, onun intikamı bizi
ilgilendirmiyor. Kurt adama istediğini yapsın. Çocuk da zat...
-Çocukla hiç konuştun mu?
-Çok az. Ne ara konuşabilirdim ki?
-Keşke ağzını arasaydın.
-Altı yaşında birini sorgulamak
aklıma gelmedi ne bileyim? Zaten bir vampir olduğumu düşündüğünden çok
korkmuştu. Tüm kanını içeceğimi sanıyordu herhalde.
-Bu arada, bence numaranı yemedi.
-Ne numarası?
-Kontrol ettiğim kişiye gelen hasar
beni de etkiliyor dedin ya. Bence şerif inanmadı. Bizim hakkımızda çok şey
biliyordu. Kontrole geçtiğinden bedenine zarar gelmediği sürece güvende
olacağını biliyordur.
-Olabilir. Ama bizim hakkımızda bir
sürü soru sordu. Biliyorsa neden sorsun?
-Yalnızca bildiklerinin doğru olup
olmadığını kontrol etti.
-O adamı tanıyor musun Kate? Doğruyu
söyle.
-Hayır.
-Daha önce zihnine girmiş olabilir
misin?
-Hayır eminim. Daha önce kontrol
ettiğim biri ile aynı odada olsam fark ederim. Sen?
-Hayır. Daha önce aynı havayı
solumadık.
-Bence çok da önemli değil. Ne
saklıyorsa saklasın bize ne?
-Bizimle oyun oynamasını
istemiyorum.
-Endişelenme artık. Kurt adamı
öldürecek, çocuğunu koruyacak, paramızı alacak ve doğruca tersaneye gideceğiz.
Kendimize güzel bir tekne seçeceğiz. Bundan sonra sürekli endişelenmemize,
sürekli kafamızı yormamıza gerek kalmayacak. Beynimizi kemirip bitiren o
duyguyu artık barındırmayacağız ruhumuzda. "Endişe"dan kurtulacağız.
Sadece sen ve ben, birlikte yaşlanıp birlikte öleceğiz.
*
Güneşin batmasına on beş dakika
kalmıştı. Kasabada saatlerdir kar yağıyordu. Jeremy sis bombasını, bıçaklarını
ve yayını almış; savaşa hazırdı. Kullanmayı tercih etmese de bir adet dinamit
de almıştı yanına. Çocuk, kasabanın hapishanesinde saklanıyordu. Zaten
Katheryn, çocuğun bedenindeyken hiçbir duygu hissetmeyeceğinden, yani etrafa
koku yaymayacağından kurt adam için görünmezdi. Ancak olur da işler kötüye
giderse zaman kazanması için hapishanenin içinde korunacaktı. İstediği zaman
çıkabilmesi için şerif anahtarı ona vermişti. Katheryn uyurken kasabanın
otelinde saklanacaktı. Jeremy her ihtimale karşı yanına köpekleri Rix'i de
bırakacaktı. Rix son derece cesur ve sadık bir köpekti. Türünün diğer üyelerine
göre oldukça büyüktü. Kemikleri bir çelik kadar dayanıklı, derisi mermer kadar
sertti. Altı yıl önce bulmuştu onu Jeremy. Annesi kurtlar ile savaşırken ölmüş,
kendisi karların arasına gömülmüştü. Yavru köpek o kadar korkuyordu ki
yakınından geçerken bu korkunun kokusunu alan Jeremy, onu küçük bir çocuk sanmıştı.
Gerçeği gördüğünde gözlerine inanamamıştı. O gün ilk defa hayvanların duyguları
ne kadar gerçek yaşadığına tanıklık etmişti. Hayatın acılarını insanlar kadar
yoğun hissedebildiklerini görmüştü. O andan itibaren birliktelikleri boyunca
ona hiçbir zaman acıma veya küçümseme ile bakmadı. Hiçbir zaman kendisine bağlı
olması için zorlamadı. Bir sahip-hayvan ilişkisi değil, dostluk bağı kuruldu
aralarında. Birçok ava birlikte çıktılar, birbirlerinin arkalarını korudu,
sırlarını sakladılar. Kasabadaki bu son ve zorlu görevde yardımı büyük bir önem
taşıyordu. Jeremy otelde tüm hazırlıkları bitirdikten sonra şerifin yanına
gitti.
-Hazır mısın?
-Evet. Çocuğum güvende mi?
Jeremy kafa salladı.
-Peki ya Bayan Walker?
-Planladığımız gibi batıdaki otelde.
-Güzel. Bir şey soracağım. Neden
ikisini de aynı odada tutmuyoruz ki?
-Kurt adamlar duyguların, karakterin
kokusunu takip eder demiştim. Kate başka bedene geçtiğinde onun karakterini
ortaya çıkaracak, bir şeyler hissetmesine neden olacak herhangi bir
tetikleyiciden uzak durması gerekiyor. Eğer kendi bedenini görürse bir şeyler
hissedebilir. Bu da kurt adamın iz sürmesine neden olur.
-Şimdi ne olacak?
-Şimdi parmaklıkların arkasında tek
başına saklanacak. Hiçbir şey hissetmeyecek. Ne duygu, ne de karakter.
-Bu nasıl olabilir? Hiçbir şey mi
düşünmeyecek?
-Nasıl bir şey olduğunu
anlayamazsın. Gereksiz detaylarla uğraşmana gerek yok.
-Peki. Öyle olsun.
Jeremy en üst kata çıktı. Kurt
adamın daha önce geldiği söylenen yöne açılan cama kafasını dayadı. Doğruca
gökyüzüne yükselmekte olan dolunaya bakıyordu. Damarlarının genişliyor, kasları
büyüyordu. Kurt adam kadar olmasa da bedeni güçleniyordu. Köpek dişleri iki kat
uzadı. Duyuları keskinleşti. Zamanı gelmişti. Bu sırada Katheryn otel
odasında gözlerini kapattı. Bedenine geçeceği çocuğu hayal etti. Önce yüzünü,
sonra gözlerini, sonra tek bir gözünü, açık kahverengi irisini, irisinin
üzerindeki özgün lekeleri ve desenleri, ardından göz bebeğini. Tüm hayatını
izlemiş ve içinde biriktirmiş o karadeliği hayal etti. Ve o karadeliğin içine
atladı. Oradan çıktığında parmaklıkların arkasındaydı. Önce ellerine baktı.
Parmakları küçük ve şişmandı. Çok hafif, enerjik fakat güçsüz hissediyordu.
Ayağı kalkmayı denediğinde yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi yere düştü.
Yabancı bir evde, dilini bilmediğin bir ülkede yaşamanın ne kadar yabancı
hissettirdiğini düşününce bambaşka bir bedende var olmanın tarif edilemeyecek
derecede huzursuz gelmesinin normal olduğunun farkındaydı. Neyse ki kısa
süreliydi bu durum. Sabah tekrar kendi bedenine dönecekti. Bu yüzden alışmak
için herhangi bir çaba göstermedi. Her şey nasıl ise oluruna bıraktı. Ancak tüm
bunların ötesinde hissettiği başka bir şey daha vardı. Bir duygu. Bunun
olmaması gerekiyordu. Kurt adamlardan o kadar uzun süre uzak durmuşlardı ki şimdi
ne yapacağı hakkında endişe duyuyordu. Hatta endişeden çok, korkuyordu. Çocuğun
bedeninde iken sahip olduğu kolunu elledi. Geçmişini hatırlamaya başlıyordu.
Bunun çok tehlikeli olduğunu fark edince hemen kendisini durdurdu. Karakterinin
ortaya çıkmasına izin veremezdi. Ancak korku... Damarlarına hücum eden korkuyu
nasıl durduracaktı?
Jeremy tamamıyla odaklanmış etrafı
izliyor, kurt adama dair herhangi bir ipucu arıyordu. Aniden burnuna tanıdık
bir koku geldi. Kurt adamla alakası yoktu bu acı ve yoğun kokunun. Ne olduğunu
çok iyi biliyordu. Ahşabın gıcırdama sesleri yaklaşırken arbeletine davranmak
istedi ama geç kaldı. Sırtının ortasından vurulmuştu. Yere, dizlerinin üstünde
düştü. Kalkmak için destek alırken bir kez daha, bu sefer belinden vuruldu. Saçmalar
sırtından girip bedenini parçalamış, bazıları karnından çıkmışlardı.
-Yavaşça arkanı dön. Ellerini
kaldır.
Şerif gayet sakin bir ses tonuyla
konuşuyordu fakat gözlerinin içi öfkeyle yanıyor, kaslarının her hücresi
titriyordu.
-Anlattıkları kadar güçlü
değilmişsin anlaşılan.
-Ne yaptığını sanıyorsun sen!?
Şerif tüfeğinin ucu ile merdivenleri
gösterdi.
-Benimle gel. Anlayacaksın.
-Seninle hiçbir yere gelmiyorum! Her
şeyi tehlikeye atıyors...
Şerif bir el daha ateş etti.
-Seni hemen burada öldürebilirim.
Sebebini öğrenmek istiyorsan benimle gelirsin, seni orada öldürürüm.
Jeremy yaralarını tutarak zorla
ayağı kalktı. Her geçen saniye kan kaybediyor, gücünü kaybediyordu. Birlikte
evin en alt katına indiler. Şerif, zemindeki ayı kürkünü kaldırdı. Altında pencere
boyutunda kilitli bir kapı vardı. Cebindeki anahtar ile kilidi açtı.
-İçeri gir.
Yine önden Jeremy, arkasından
kafasına tüfeği doğrultmuş şerif indi. Tünel dar ve sonundaki gaz lambasının
yaydığı az miktarda ışık dışında karanlıktı. Oksijensiz kalmış hava rutubet
kokusuyla birleşiyor, zaten dar olan yolu daha da küçük hissettiriyordu. Birkaç
metre ilerledikten sonra sonuna geldiler. Önlerinde bir adet raf vardı.
-Bunlar da ne?
-Al kendin bak.
Rafta kurt adamlar ile ilgili
çizimler olan kitaplar buldu. Kurt adamlar için yiyecekler, nasıl
evcilleşecekleri hakkında bilgi veren onlarca kitapçık vardı. Dönüşümleri için
yapılması gerekenlerden, onlar ile iletişimde kalabilmeye kadar her yöntem
yazıyordu.
-Ne yaptın sen?!
-Ben? Ben mi ne yaptım?
-Kurt adamlar ile oyun oynanmaz!
Hepimizi öldürteceksin.
-Bu bir oyun değil zaten Jeremy,
merak etme.
-Kimsin sen?
-Senin tanıyamaman normal çünkü daha
önce hiç karşılaşmadık. Ama Katheryn'den biraz çekiniyordum doğrusu.
-Katheryn'i nereden tanıyorsun!?
-Bana neler yaptığını biliyor musun?
Bana nele...
-Burada oturup seni dinl...
Şerif tüfeğinin arkası ile
Jeremy'nin çenesine sertçe vurdu.
-Kes sesini! Kes sesini ve dinle! Bundan
otuz yedi yıl önce, yine bir dolunay gecesinde; ben, babam, annem ve kardeşim
mutfakta oturmuş bir yandan sohbet ediyor bir yandan da bir şeyler
atıştırıyorduk. Her Pazar gelenekselleşmiş bir durumdu bu bizim için. Henüz
çocuk olduğumuzdan geç saate kadar durmamıza annemler izin vermiyordu. Bu
yasağın kalktığı tek gün pazardı. Bu yüzden hep birlikte tüm ışıkları
söndürüyor, birlikte vakit geçiriyorduk. Babam bize her zaman anlattığı
masalları anlatıyordu. Bazen bu masallara korkunç canavarlar ekliyor, annem
bunu duyduğunda hemen onu durduruyordu. Fakat o gece, sıradan pazar
gecelerinden farklı oldu. Babam su almaya gitmişti. Birkaç saniye sonra
mutfaktan cam kırılma sesi geldi. Karanlıkta önünü göremediği için bardağı
düşürdüğünü sandık. Kırılmış cam parçaları etrafa saçılırken annem bir gaz
lambası kaptı ve hızlıca babamın yanına gitti. Babam titriyor, vücudunun
kontrolünü kaybediyordu. Dizleri ve kolları sıradan bir insanın hareket
ettiremeyeceği şekillerde bükülüyorlardı. Evde bağrışmalar sürerken aniden
düzeldi. İyi olduğunu, telaşa gerek olmadığını söyledi. Ama yüzü son derece
soğuk, gözleri duygusuzdu. Kırıkları temizlemek için süpürge almaya gitti.
Döndüğünde, elinde ağaçları kesmekte kullandığımız büyük baltamız vardı. Annem
çığlıklar içinde bıçağa uzandı. Ama babamla kavga etmek istemiyordu. Edemezdi
ki. Çünkü yaşananlara anlam veremiyordu. Çünkü babamın yüzünde tek bir tanıdık
duygu göremiyordu. Ne bir öfke, ne bir üzüntü... Babam o gece annemi öldürdü.
Onu önce tekme yere düşürdü. Ardından iki balta darbesi ile gövdesini
parçaladı. Eğilip abimle bana baktığını hatırlıyorum. Gözleri koyu mor olmuştu.
Bize bir şey yapmadan üst kata çıktı. Tüm parasını aldı ve gitti. Bir daha da
geri gelmedi. O günden beri neyin buna sebep olduğunu düşündüm. Otuz yedi
yıldır bu anı bekliyorum!
-Hangi anı?
-İntikamımı alacağım anı. Bana ve
aileme yaşattıkları için Katheryn Walker'ı cezalandıracağım anı. Yaptıklarınız
yetmiyormuş gibi bir de kasabama geliyor, elinizi kolunuzu sallaya sallaya
dolaşıyorsunuz! Hiç kan akıtmamış gibi, hiç gözyaşı döktürmemiş gibi ortalıkta
tövbe ettik diye geziniyorsunuz! İnsanlara yardım ettiğinizi, artık iyi
olduğunuzu söylüyorsunuz! Siz iyi falan değilsiniz! Siz şeytanın ta
kendisisiniz. Ve şeytan bu gece yok olacak.
-Katheryn'e gelen her zarar oğlunu
da etkiliyor!
-Tabi tabi eminin öyledir. Çok şey
bildiğini sanıyorsun. Kendini özel ve ayrıcalıklı görüyorsun. Bir erkeği özel
kılan yarattığı şeylerdir. Yok ettikleri değil. İşte bu yüzd…
Jeremy aniden sis bombasını şerifin
yüzüne fırlattı. Tam suratına isabet eden bombadan dolayı şerif görüşünü
neredeyse tamamen kaybetmiş, yere düşüp kafasını rafa çarpmıştı. Jeremy koşarak
yer altından çıktı. Doğruca çocuğun kaldığı binaya ilerliyordu. Gittiği her
yere arkasından kanlı bir iz bıraktığı için takip edilmesi oldukça kolaydı. Çok
hızlı hareket etmesi gerekiyordu. Çocuğu buldu. Anahtarı isteyip kapıyı açtı.
Katheryn duygu hissetmemek için ne bir şey yapıyor ne de söylüyordu. Son derece
soğuk, sakin ve yavaş hareket etmeye çalışıyordu. Jeremy onu kucaklayıp otele
koşmaya başladı. Birlikte ilerlerlerken Katheryn artık merakına hâkim olamadı.
-Jeremy ne yaptığını sanıyorsun!?
-Sonra anlatırım.
Küçük ellerini Jeremy'nin göğsündeki
yaralarda gezdirdi. Tüm kıyafeti kana bulanmıştı. Şarapnellerin çoğu hala
vücudunun içinde olduğundan dolunayın yaralarını iyileştirme etkisi yeterince
hızlı değildi.
-Ne oldu!?
-O adama güvenmemem gerektiğini
biliyordum!
-Kime Jeremy? Neler oluyor!?
-Şerif delirmiş.
-Ne!?
-Geçmişte para çaldığın ailelerden
birinin çocuğuymuş. Bizden intikam almak istiyor. İkimizi de öldürecek.
-Anlamıyorum.
-Geçmişten kalma bir düşman işte
Kate!
-Çocuğunu da mı öldürecek!?
-Hayır. Seni kardeşine ısıttıracak.
-Kardeşi mi?
Kurt uluması sözlerini kesti. Ses
batıdaki otelden geliyordu. Jeremy hiç durmadan koşmaya devam etti. Doğruca
merkeze ilerliyordu.
-Kurt adam kardeşi mi!?
-Evet!
-Şimdiye kadar çoktan bedenimi
bulmuş olmalı.
-Hayır. Dün şerife yalan söyledim.
Seni batıdaki otelde bırakacağımı söyledim. Kurt adam da orada.
-Ama kokumuzu almış olmalı. Bizi
bulacak.
-O yüzden biran önce buradan
gitmemiz lazım zaten!
Merkezdeki otele ulaştıklarında
Jeremy zar zor yürüyebiliyordu. Merdivenlerden çıkarken her iki adımda bir
dizinin üstüne düşüyor, acı içinde bağırarak tekrar kalkıyordu. Kapıyı kırarak
içeriye girdi. Katheryn ve Rix bıraktığı gibi oradalardı.
-Ne yapacağız?
-Seni ve çocuğu sırtıma alacağım.
Atlara kadar koşacağız. Sonra da buradan gideceğiz.
-İkimizi taşıyamazsın Jeremy. Ben
saklanabilirim. Sen bedenimi al ve git buradan.
-Hayır. Artık çok geç. Kurt adamın
kokusunu alabiliyorum. Bu demek ki o da bizimkini alıyor. Çok yakında olmalı.
Kaçman imkânsız.
-Kurt adam kardeşi ise bana zarar
vermez.
-Kurt adamlar her şeye zarar
verir!
-Yaralısın. Asla başaramayız.
-Başaracağız! Başka çaremiz yok.
Benim için endişelenmeyi bırak artık! Sadece seni ve çocuğu değil, gerekirse
tüm kasabayı sırtımda taşıyabilirim. Güven bana. Sadece yaralarımın iyileşmesi
için biraz zamana ihtiyacım var. Bu zamanı da ilerlerken kazanacağız.
Önce Katheryn'i sırtına aldı. Çocuk
halat ile kendisini ve Katheryn'in bedenini Jeremy'ye sardı.
-Sıkı tutun. Durmayacağız.
Jeremy ikisini sırtına almış
merdivenden aşağı indi. Rix hemen yanlarından geliyordu. Tam dış kapıyı açtı ki
karşısına kurt adam çıktı. Kapıyı kapatıp tekrar üst kata koştu. Rix
durmaksızın havlıyordu. Çıktıkları odaya geri döndüler. Jeremy arbeletini
çıkartmak için yere oturdu. Kapıya nişan almış kurt adamı bekliyordu. Ancak
kurt adam kapıdan değil, zemini yarıp aşağı kattan saldırıya geçti. Jeremy son
anda yerden çıkan pençelerden kurtuldu. Kurt adamın göğsüne okunu sapladı. Camı
kırıp kenarına tutundu ve kendisini yavaşça aşağı bıraktı. Doğruca atlara doğru
koşuyordu. Karda her adım attığında ayağı içeriye gömülüyor, kaldırması bir
eziyete dönüşüyordu. Her nefesini verdiğinde bir daha alamayacağını düşünüyor
ancak bir şekilde bunu başarıyordu. Yükünü hafifletmek için arbeletini bıraktı.
Kurt adam çatılardan onları takip ediyordu. Jeremy son gücünü harcasa da kurt
adam rahatlıkla onlara yetişti. Yakın savaşta bir kurt adamı alt edemeyeceğini
bilse de bıçağını çıkarttı. Kurt adam, ağzını sonuna kadar açmış, pençeleri
önde hedefine doğru atladı. Tam on santimetrelik tırnaklarını Jeremy'nin
boynuna geçirecekti ki Rix havada onun üzerine atladı ve Jeremy'ye dokunamadan
onu uzağa itti. Bir köpek tarafından yere yıkılmış olmasına çok öfkelenen kurt
adam, Jeremy'yi bırakıp Rix'e yöneldi. Jeremy yolun ortasında kalakalmıştı. Bir
yüz metre ötedeki atlara, bir de kurt adamın pençeleri arasında boğuşan Rix'e
bakıyordu. Rix, güçlü çenesiyle kurt adamın boynuna saldırıyor, kaslarını
sıkarak sivri pençelerin etine girmesini engellemeye çalışıyordu. Bu sırada bir
el ateş sesi duyuldu. Kurşun Jeremy'nin hemen önüne saplanmıştı. Jeremy
kafasını sesin geldiği yöne çevirdi. Şerif birkaç ev ötede çatıya çıkmış,
neredeyse kör gözleri ile rastgele ateş ediyordu. Ardından tekrar Rix'e baktı.
Seneler önce hayatını kurtardığı o yavru büyümüş, şimdi dostunun hayatını
kurtarmıştı. Onun için yapabileceği bir şey olmadığını biliyordu. Dostunu
selamladı. Cebinden dinamiti çıkardı. Fitilini ateşledi ve fırlattı. Bunu gören
kurt adam Rix'ten kurtulup oradan kaçmak istedi fakat Rix onu bırakmıyordu.
Bacaklarını kara saplayarak korkusuzca düşmanını olduğu yere sabitledi. Dinamit
büyük bir gürültü ile patladı. Az önce yanından koştukları evler havaya uçmuş,
içinde korkuyla saklanan insanlar ya küle dönüşmüşler ya da saniyeler içinde
parçalara ayrılmışlardı. Patlama üzerine kurt adamın öldüğünü gören kasabalılar
ellerinde tüfekleriyle dışarıya çıktılar. Bu sırada Jeremy hiç durmadan atlara
doğru koşmaya devam ediyor, şerif kör gözleri arkalarından ile ateş ediyordu.
Patlamadan dolayı dehşete düşmüş, iplerinden kurtulmak için son güçleri ile
debelenen atlara ulaşmasına çok az kalmıştı ki şerif onu bileğinden vurmayı
başardı. Acı içinde yere düşen Jeremy, artık yürüyemiyordu. Yarası iyileşene
kadar vakit kazanmak için sürünerek evlerden birinin arkasına sığındı. O sırada
Katheryn'den uzun zamandır ses çıkmadığını fark etti. Halatı çözdüğünde,
çocuğun sırtından vurulduğunu gördü. Küçük bedenini karın üzerine yatırdı. Onu
sarsıyor, "Kate! Kate!" diye haykırıyordu. Katheryn'in bedenine
baktı. Hala uyuyordu.
-Kate! Kate lütfen cevap ver!
Jeremy burnunu Katheryn'in burnuna
değdirdi.
-Uyan! Uyanmalısın kardeşim. Lütfen
beni bırakma! Bunu bana yapamazsın! Beni bir başıma bırakamazsın!
Çocuğun bedeninden anlamsız sesler
geliyordu. Konuşmaya çalışıyor fakat dedikleri anlaşılmıyordu.
-Kate? Kate!?
Küçücük elleri ile Jeremy'nin elini
tuttu.
-Kate orada mısın!?
-Jeremy? Canım acıyor.
-Dayan. Az kaldı. Çok az kaldı.
Aniden bir şey ona sertçe vurdu ve
onu evlerden birine fırlattı. Kurt adam patlamadan kurtulmuştu. Tüylerinin
neredeyse hepsi yanmış, derisi tamamen kızarmıştı. Gözünün teki kör olmuş,
ağzının büyük bir kısmı parçalanmıştı. Ama kardeşine verdiği sözü hala
hatırlıyordu. Önünde savunmasız yatmakta olan Katheryn'in göğsüne pençesini
soktu ve kalbini çıkarttı. Jeremy arkadan üzerine atladı. Bıçağını kurt adamın
ensesine sapladı. Kurt adam onu tutup Katheryn'in parçalanmış bedeninin yanına
fırlattı. Jeremy ve Katheryn yatarlarken yüzleri birbirlerine dönüktü. Jeremy
zorlukla kolunu kaldırıp elini Katheryn'in soğuk yüzüne götürdü. İlk defa kendi
kokusunu alabiliyordu. Kendi üzüntüsünün kokusu etrafını tamamen kaplamış,
diğer tüm duyularını kör etmiş, sadece kendi varlığını hissettiriyordu.
Kafasını biraz kaldırınca Katheryn'in yanında yatmakta olan çocuğu gördü. Çocuk
yüzünü yavaşça Jeremy'ye doğru çevirdi. İkisi de hiçbir şey söylemedi. Hiçbir
yüz kaslarını hareket ettirmediler. Yalnızca durup birbirlerinin gözlerine
baktılar. Bu, Katheryn'in hala orada olduğunu anlamasına yetti Jeremy'nin.
Umut, yeniden damarlarında akmaya başladı. Yaralarını iyileştirdi, kaslarını
güçlendirdi. Bu sırada tüm kasaba etraflarında toplanmıştı. Tüfekleri ile kurt
adama ateş etmeye başladılar. Şerif onları iterek çemberin içine girdi.
Abisinin onlarca kurşun tarafından vurulduğunu gördü. Dört yüz kiloluk bedeni
yere yığılmış, can çekişiyordu. Ardından önünde çocuğunun cansız bedenini
gördü. Sevdiği herkes, bu hayatta ona kalan her şey gözünün önünde yok olmuştu.
İnsanlar "Çocuğunu o öldürdü! Biz de onu öldürülelim! İdam edilsin!"
diye bağırırken şerif sessizdi. Çünkü çocuğunu vuranın kendisi olduğunu
biliyordu. Sisten körelmiş gözleri açıldı, öfkeyle kaplanmış vicdanı yeniden
etkisini göstermeye başladı. Ense kökünden tırnak uçlarına kadar bedenini
titreten bir dalga yayılıyordu vücuduna. Sinirleri kasılıyor, beynine
durmaksızın acı sinyalleri yolluyorlardı. Kollarını tutan insanlardan kurtuldu.
Tüfeğini kalbine bastırdı ve vicdanını susturmak isteyerek tetiği çekti. Şerif,
çocuğu, Katheryn, Jeremy ve kurt adam yan yana dizilmiş yatıyorlardı karın
üzerinde. Şerifin öldüğünü gören halk cesetlerin üzerine atladı. Bazıları
şerifin yaşayıp yaşamadığını kontrol ediyor, bazıları yaratık olarak gördükleri
yabancıları tekmeliyorlardı. Yalnızca yanındaki insanları taklit ettiği için
öfkeli olan gençlerden biri, Jemery'nin suratına tekme atıyordu ki Jeremy
ayağını tuttu. Tek darbede bacağını gövdesinden ayırdı. Kimse ne olduğunu
anlayamadan çocuğu aldı ve zıplayarak çatıya çıktı. İnsanlar arkasından ona
ateş ediyorlardı. Vurulmadan atının üzerine atlamayı başardı ve oradan ayrıldı.
*
Jeremy teknenin önüne yürüdü. Hava
açık, güneş tam tepedeydi. Hangi yöne doğru bırakacağı konusunda
endişelenmiyordu. Çünkü her taraf aynı gözüküyordu. Sonsuzluğa uzanan bir
mavilik. Aldığı her nefes huzur ve mutluluk kokuyordu. Fakat bu duygular uzun
süre barınamıyordu içinde. Hemen ardından eski anıları canlanıyordu çünkü
gözlerinde. Geçmişini asla unutamayacağının farkındaydı. Ancak artık kalıcı
mutluluk peşinde değildi. Böyle bir şey olmadığını biliyordu. Daha az
düşünmeye, daha küçük yaşamaya karar vermişti. Yumruk olmuş elini yumuşak bir
el tuttu. Yumruğu yavaşça açıldı ve küçük eli içine aldı. Gözlerini denizden
ayırarak yanına çevirdi.
-Hiç uyanmayacaksın sanmıştım.
-Bu sıcakta uyanmak bile hata.
Göz hizasına gelmek için dizlerinin
üzerine çöktü.
-Haklıymışsın kardeşim. Biz buraya
ait değiliz. Hiçbir zaman da olmadık. Bizim gibi farklı olanların
güvenebileceği biri, yaslanabilecekleri bir duvarı yok. Sürekli tetikte,
sürekli hazırlıklı olmalıyız. Nereye gidersek gidelim hayatımızdan endişe
hiçbir zaman eksik olmayacak.
-Daha azı da bizi tatmin etmezdi
zaten.
İkisi de gülümsedi. Jeremy,
Katheryn'in mor gözlerine bir kez daha baktı.
-O gözlerini bir daha kapamana
gerek kalmayacak.
Yorumlar
Yorum Gönder