Anima

                                                                                  Anima

Can sıkıntısını geçirecek bir olay arıyordu gözleri. Gördüğü şeyler sıradanlığın biraz olsun dışına çıksın ki yürüdüğü yokuşta zaman çabuk geçsin istiyordu. Fakat ne çare! Her zaman gittikleri marketten çıkmışlar, her zamanki yolu yürüyorlardı. Canının bu kadar sıkkın olmasını kendi kendine hızlıca değerlendirdi ve bunu biraz anlamsız buldu. Daha doğrusu, şımarıkça buldu. Küçük bir kız çocuğu değildi artık. Beklentilerini, bulunduğu koşula göre ayarlaması gerekiyordu. Çok mutsuz bir hayat yaşadığını, hiçbir şeyin istediği gibi gitmediğini söylemek haksızlık olurdu kaderine. Fakat gene de birisi onu avucuna kıstırmış, sürekli olarak sıkıştırıyormuş gibi hissetmesi normalde sevineceği durumlara karşı heyecanını yok ediyordu. Bu duygunun sebebi öğrenebilse belki ortadan kaldırabilecek, belki de onunla birlikte yaşamayı kabul edecekti. Ancak neden sürekli halsiz olduğunu anlayamıyordu. Neden tamamıyla özgür olmadığını bilmiyordu. Kararlarını kendi veriyor, istediklerini yapabiliyordu. Değil mi? Yoksa yalnızca bulunduğu kafesin altına tekerler var diye istediği yere gidebildiği yanılgısına mı sahipti? Tüm dertlerinden arınabilseydi mesela bir anda. Nasıl hissederdi? Daha da önemli soru, dertlerinden kurtulmayı hayal ettiğinde aklına ilk hangisi gelmişti? Tam ayağına kıymık olan o derdin ne olduğunu bulmaya çalışırken gözleri, tıpkı onunkiler gibi etrafı izleyen bir çift göz ile kesişti. Çocuk parkının önündeki kaldırımda göğsünü kabartmış, dimdik duran bir kediye aitti bu gözler. Tüyleri siyaha yakın gri renkte, son derece sağlıklı gözüküyorlardı. Bıyıkları ne çok uzun ne de çok kısaydı. Ağzı, burnu, gözleri... Suratının her üyesi hem kendi içinde hem de genel anlamda harika bir uyum ve simetri içerisindeydiler. Daha önce hiçbir kedide görmediği kadar büyük gözlere sahipti bu. Ve ilk defa gözü mor renkli bir hayvan görmüştü. Elindeki poşetleri bıraktı ve hayranlıkla parka doğru ilerledi. Ürkütmemek için küçük adımlarla kediye yanaştı. Birkaç sene öncesine kadar çocuklarla dolu olan park artık kimsenin uğramadığı çirkin bir bitki yuvasına dönüşmüştü. Salıncaklardan birinin zincirleri kopmuştu. Kaydıraklar pislikten renk değiştirmişlerdi. Tahterevalli öylesine paslanmıştı ki artık hiçbir ağırlık onu hareket ettiremezdi. Kedi de burayı evi olarak benimsemiş olmalıydı. Yaklaşınca onu ürküteceğinden, parkın uzak tarafındaki sık otların arasına kaçıracağından endişeleniyordu. Ancak hiç de tahmin ettiği gibi olmadı. Kediye kolaylıkla yaklaşabildi. Karşılaştığı rahat tavırlara rağmen elini aynı titizlikle uzattı. Kedi önce küçük burnunu işaret parmağına değdirdi. Artık kokusunu tanımıştı karşısındaki yabancının. Ardından Meral, elini kedinin yelesinde gezdirdi. Parmak uçlarını, yumuşacık ve serin tüylerinin arasından sıcak bedenine dokundurdu. Tüm bunları yaparken gözlerini kedinin gözlerinden bir an olsun ayırmamıştı. Hareketlerinin frekansı eşitlenmişti. Kedi kafasını hafifçe yana eğdiğinde Meral de eğiyor, kedi gözlerini kırpınca Meral de kırpıyordu. Bir süre sevdikten sonra yüzünü kedinin yüzüne yaklaştırdı. Burnunu burnuna değdirdi.

-Yetmedi mi artık?

Kerem'in seslenmesiyle kopmuş olduğu gerçekliğe döndü.

-Geliyorum.

*

Zamanının çoğunu geçirdiği koltuğunda oturmuş telefonuna bakıyordu Kerem. Borsada yatırım yaptığı şirketlerin durumlarını izliyor, genel anlamda kaybı daha çok olsa da azıcık bile kazandığı zaman kendisini başarılı hissediyordu. Her ne kadar mutfaktan gelen ambalaj seslerinin dikkatini dağıtmasına izin vermemeye çalışsa da gürültü inatla dinmek bilmiyordu. Hisselerin değer kaybetmesi de birleşince telefonu bırakıp sesin nereden geldiğine bakmaya gitti. Koridorda Meral ile karşılaştı. Elinde kedi maması vardı.

-Ne yapıyorsun iki saattir?

-Bir şey yapmıyorum.

-O ne?

-Kedilere mama vermeye gideceğim.

-Gene mi?

Meral anlamsızca ,ya da salağa yatarak, Kerem'e bakıyordu. Kerem ise sorusunun cevabını bekliyordu.

-Nasıl yani gene mi?

-Daha yeni gittin.

-E ne olacak? Zaten gidiyordum.

-Meral, normalde kedilere haftada bir mama dağıtırdın. Bu hafta nedense üçüncü defa çıkıyorsun. İki gün önce çıktın, dün çıktın. Şimdi ne gerek var?

-İstediğim zaman çıkarım sana mı soracağım?

-Evet! Artık evlendik. Artık ne yapıyorsan benim de haberim olacak.

-Benim senden haberim var mı?

-Benim neyimden haberin olacak? Evden işe işten e...

-Tamam ya sus Allah aşkına. Artık haberin var işte mama vermeye gidiyorum.

-İyi öyle olsun. Ne zaman gelirsin?

-Yarım saate gelirim.

Eşinin arkasından kapıyı kapattıktan sonra elini çenesinde gezdirerek beynini kurcalayan soruları cevaplamaya çalıştı. Davranışlarının normal olmadığı aşikardı. Son birkaç gündür iletişimleri azalmıştı. Meral artık kısa cevaplar veriyor, daha kötüsü artık az soru soruyordu. Ama ne saklıyor olabilirdi ki? Başka birisiyle mi görüşüyordu?

*

Kerem için klasik bir pazar sabahıydı. Kahvaltısını neredeyse bitirmiş, çayını içerken bir yandan da telefonuna bakınıyordu. Televizyon uyandıklarından beri açık olsa da arada bir göz ucuyla bakmak dışında herhangi bir etkileşime geçmemişlerdi. Meral, biten tabakları lavaboya bıraktıktan sonra sütünü bitirmek için oturdu. Davranışlarındaki farklılıklar belirginleşiyor, bu durum sürekli telefonuyla ilgilenmesine rağmen Kerem'in de dikkatini çekiyordu. Bir anlık eşine baktı. Karsında oturmuş, boş gözlerle etrafına bakınıyordu Meral. Ağzının kenarları içtiği iki bardak sütten kalan artıklardan dolayı beyazlamıştı. Otururken normalde olduğu gibi arkasına yaslanıp bacaklarını aşağı sarkıtmıyordu. Dizlerini göğsüne çekmiş, çıplak ayaklarını da sandalyenin üzerine koymuştu. Ayak parmaklarını sandalyeye tutunuyormuş gibi sıkmıştı. Dışarıdan herhangi bir ses geldiğinde kafasını hızla o yöne çeviriyor, gözlerini sonuna kadar açıyordu.

-Neden tedirginsin?

-Tedirgin mi?

-Evet. Bir şey mi oldu?

-Ne olabilir ki?

-Yani... Ne bileyim? Son zamanlarda garip davranıyorsun?

-Nasıl davranıyorum mesela?

Kerem cevap alamayacağını anlayınca canı sıkkın telefonuna geri döndü. Meral süt bardağı ile oynuyordu. Yaptığı hareket sıradan bir insanın yapacağı bir şey değildi, çok tuhaf gözüküyordu. Meral kolunu kaldırmış, parmaklarını birleştirmiş, bardağa yavaşça vurarak onu masadan aşağı sürüklüyordu.

-Ne yapıyorsun?

Meral cevap vermeden hareketine devam etti. Tam bardak yere düşecekti ki, masanın köşesindeyken Kerem onu durdurdu.

-Bu ne Meral!?

Meral elini hızla çekti. Parmak uçlarını, ardından elinin üstünü yalamaya başladı.

-Bu hareketler de ne böyle?

-Hangi hareketler?

-Son zamanlarda karşımdaki gerçekten sen misin anlayamıyorum.

-Benim canım, merak etme.

Umursamaz tavırları ve geçiştirmek için verdiği cevapları Kerem'in daha da canını sıkıyordu. Dikkatini çekemediğini düşündüğünden sesini yükseltti.

-Her gün saatlerce dışarı çıkıyorsun. Nereye gidiyorsun dediğimde kedileri beslemeye diyorsun ancak dün yanında mama bile yoktu!

-Mamamız kalmamıştı çünkü. Giderken marketten aldım.

-Yalan söylüyorsun!

-Git de mutfağa kendin bak inanmıyorsan!

-Mamayı demiyorum! Kedileri beslemeye gittiğin konusunda yalan söylüyorsun! Kiminle görüşüyorsun? Cevap ver!

-Ne? Neden öyle bir şey yapayım?

-Öyleyse neden dışarıda sağanak yağmur varken bile dışarı çıkmakta bu kadar ısrarcısın!? Kedilerin bir günde açlıktan ölecek hali yok. Yağmur dinene kadar bekleyebilirlerdi herhalde. Ya da akşam işten gelen kocanla biraz zaman geçirsen onlar için problem olmazdı.

-Merak etme, yağmurda erimem.

-Neden benden başkasına ihtiyaç duyuyorsun? Yeterince iyi değil miyim senin için? Daha ne bekliyorsun benden?

-Saçmalıyorsun Kerem. Kendine geldiğinde konuşuruz.

-Ben gayet kendimdeyim ama sen değilsin. Sorun da bu zaten. İki haftadır neredeyse her gün dışarı çıkıyorsun. Kedileri besliyorum diye yalan söyleyip kim bilir nerelere gidiyor, kimlerle görüşüyorsun! Ne kadar değiştiğinin farkında mısın?

-Söylediklerin çok anlamsız.

-Hayır. Evlenmeden önce bile senden daha çok haberim vardı. Nerede olduğunu biliyordum. Ve sözümü dinliyordun. Şimdi aynı evde yaşıyoruz ama... Son zamanlarda soğuk davranıyorsun.

Meral öfkeyle kalktı. Kapının oradaki dolabın üstünden bir miktar para aldı. Askılıktan paltosunu kaptığı gibi kendisini dışarıya attı. Kerem'in, arkasından söylenmesine kulak asmıyordu. Aralarının şu sıralar biraz açıldığı doğruydu ancak neden ona yalan söylediğini düşünüyordu ki? Bunca zamandır hiç mi tanımamıştı eşini? Onunla birlikteliklerinden beri arkadaşların ile ilişkisini kesmişti. Doğduğundan beri yaşadığı şehirden ayrılıp Kerem'in ailesinin yaşadığı yere taşınmıştı. Onun için bu kadar fedakarlık yaptıktan sonra neden şimdi aşık olduğunu insanı aldatacağı düşüncesine kapılıyordu Kerem? "Daha ne bekliyorsun benden?" diyordu bir de utanmadan. Asıl o Meral'den daha ne bekliyordu? Hiç mi dışarı çıkmayacaktı? Hiç mi tek başına yapabileceği bir hobisi olmayacaktı? Bunları Kerem'e söylese "Tabiki olabilir. Ben sana engel olmuyorum ki." derdi. Fakat kedi beslemek gibi basit bir hobiyi bile kafasında ne kadar büyütmüş, ne kadar önemli bir durum haline getirmişti. O kadar egolu ve kibirliydi ki aralarındaki iletişimin zayıflamasının sebebini bile hayatında bir başkası olmasını bağlıyordu. Kendi davranışlarındaki problemleri görmezden geliyordu.

Marketten aç kapa salam aldıktan sonra her zamanki gibi eski parka yürüdü. Kedi yemek saatini öğrendiğinden olsa gerek, her zamanki yerinde Meral'i bekliyordu. İsim vermemişti ona Meral. Çünkü kendisine ait olmasını istemiyordu. Olamazdı da. Zaten kediye bu denli bağlanmasının nedeni de onun özgürlüğe düşkünlüğüydü. Yemek için hiçbir zaman Meral'e yalvarmıyordu. Boynu hep dik durur; gözleri kısık, asilce etrafını süzerdi. Eğer yemek verilirse karşısındakine sürtünerek sevgisini gösterirdi. Verilmezse de gölgelik alanına geri dönerdi. Kimseye ihtiyaç duymadan, kendi halinde ama yalnız değil, kendinden emin yaşıyordu hayatını. Tüm bu özellikleriyle ve o hayata karşı duruşu ile Meral'i hayran bırakmayı başarmıştı kendisine. Onun gibi olabilmek için her şeyini verebilirdi. Kedinin yanına diz çöktü. Ellerini açıp gökyüzüne seslendi.

-Allah'ım! Şu kedi gibi olabilmek için her şeyimi veririm. Her şeyimi...

Soğuk yağmur damlaları yüzüne çarpıyor, çenesinden aşağı inerek kucağına çıkmış kedinin üzerine damlıyordu. Kedi, patilerini Meral'in yanaklarını koyarak yüzünü kendisine çevirdi. Mor gözleri hiç olmadığı kadar parlaktı. Yumuşak burnunu Meral'in burnuna değdirdi. Ellerini kedinin vücudundan gezdirirken kalp atışlarını hissedebiliyordu. Onun ritmi gittikçe hızlanırken Meral'inki yavaşlıyordu. En sonunda kalp atışları aynı hıza ulaştı. Meral gözlerini kedinin gözlerine dikmiş, bir kez olsun göz kapaklarını kapatmamıştı. Kedinin ağzından çıkan ılık nefesi Meral'in ıslak dudaklarını okşuyor, içeriye girip ciğerlerinde onun nefesi ile birleşiyordu.

O gün normalde olduğundan daha geç döndü eve. İçeri girdiğinde Kerem'i salonda volta atarken buldu. Dışarının özgürlüğünden sonra evin havası iyice basık geliyordu. Dışarının huzur verici toprak kokusundan sonra evdeki rutubet ve ter kokusu midesi bulandırıyordu.

-Neredesin sen!?

-Buradayım işte.

-Benimle oyun oynama Meral!

Kerem, Meral'i boynundan tutarak duvara itti. Kedinin gizemli, derin gözlerinden sonra Kerem'in sığ gözlerindeki öfke hiç korkutucu gelmiyordu ona. Boynunu sıkan elleri sivri tırnakları ile tutup zorlanmadan boynundan ayırdı.

-Çek ellerini üzerimden!

Kerem birkaç adım geri attı. Gözlerindeki sinir kalkarken yerini anlamsız bakışlar alıyordu.

-Sen ne zaman bu kadar güçlendin?

-Her zaman böyleydim ama senden sakl...

Lafını bitiremeden sert bir tokat yedi yüzüne. Düşecekken masaya tutunarak dengesini korudu.

-Neredeydin dedim. Cevap ver!

-Kedilere mama verdim dedim ya.

-Bunca saat mi? Yalan söylemeyi bırak artık! Ne yaptım ben sana!? He? Onun benden ne fazlası var!?

Meral doğruldu. Kerem'i iterek banyoya girdi. Ellerini musluğa dayadı. Aynaya baktığında eskiden kahverengi olan göz renginin değiştiğini gördü. Yakından görebilmek için aynaya yakınlaşınca başı dönmeye başladı. Aldığı darbe değildi sebebi, fiziksel acılar uzun süre barınmıyordu bedeninde. Başı dönüyordu çünkü düşünceleri karışıktı. Düşünceleri karışıktı çünkü bulunduğu yere ait olmadığının farkındalığı vardı zihninde. Ve bu düşünce öylesine güçlüydü ki, beyninin her hücresini işgal ediyor, bedenine hücum ederek fiziksel acı veriyordu. Mutsuzluğu görüşünü karartıyor, umutsuzluğu dengesini sarsıyordu. Kerem'in kapıya attığı her yumruk, bir davul gibi göğsünün içinde yankılanıyordu. Kendisini zar zor küvetin içine bıraktı.

-Son zamanlarda sözlerine ve hareketlerine dikkat ettin mi hiç? Ne kadar değiştiğinin farkında mısın? İki haftadır ne birbirimizle konuşabiliyoruz ne de birlikte herhangi bir şey yapabiliyoruz.

Kerem'in sesini bastırabilmesi için suyu sonuna kadar açmış, kafasını altına sokmuştu. Fakat hala onu duyabiliyordu.

-Vurduğum için özür dilerim. Kendimi kaybettim... Ama aşık olduğum Meral böyle biri değildi. Aşık olduğumuz ilişki bu değildi.

Belki susar umuduyla bir süre duyumsamazlıktan gelse de en sonunda cevap verdi.

-Benim de aşık olduğum Kerem böyle biri değildi. Ya da en azından ben öyle sanıyordum.

-Senin değişmenden dolayı ben de değiştim. Demek ki ikimizde de bir problem var.

-Hayır. Demek ki birbirimizi yeterince iyi tanıyamamışız. 

-Seni gayet iyi tanıyorum. Hatta senden daha iyi tanıyorum. Ne istediğini senden daha iyi biliyorum. Tam da bu yüzden benim sözümü dinlemen gerekiyor zaten. Kafan bu ara dağınık. Doğru düşünemiyorsun. Garip heveslere kapılıyorsun. Ne olur bana kulak ver. Her zamanki gibi dediklerimi dinle. Yakında düzelirsin.

-Neden hastaymışım gibi konuşuyorsun?

-Senden birazcık fedakarlık yapmanı istiyorum sadece.

-Ne? Senin için onca fedakarlık yaptım! Kendimden ödün verdim! Daha ne yapmamı istiyorsun!?

-Ben yapmadım mı!?

-Hayır ben... Sorun budur belki de. Fedakarlık yapmamamız gerekiyordur.

*

Dün geceden beri doğru düzgün tek kelime etmemişti Meral. Bornozunun içinde, küvette uyuya kalmıştı. Sabah uyandığında Kerem çoktan işe gitmişti. Battaniyenin altına girerek birkaç saatlik sıcak uykunun ardından kediyle vakit geçirmeye gitti. Eve geri geldiğinde Kerem'in mesajını gördü. Annesini akşam yemeğine çağırmıştı. Bunun üzerine tekrar dışarı çıkıp markete gitti. Dün gece soğukta uyuduğundan olsa gerek, burnu akıyordu. Çok da aldırış etmedi. Burnunu çeke çeke alışverişini yaptı, akşam yemeğini hazırladı. Kerem'in annesinin dahil olduğu akşam yemekleri çoğunlukla gergin ve sıkıcı geçerdi. Ancak bugün sofra normalden de sessiz geçiyor, zaman normalden de yavaş ilerliyordu. Meral olabildiğince az konuşuyor, olabilecek en az sayıda kelime ile akşamı atlatmayı umuyordu. Tabiki bu planı Kerem'in sorusu yüzünden bozuldu.

-İyi misin?

-Evet, biraz üşütmüşüm.

-E o havada dışarıda kalırsan üşürsün tabi.

-Ondan değil. Küve...

Sözünü bitirmemeye karar verdi. Kerem zaten söylediklerini dinlemiyordu. Meral ne derse desin o kafasında kurduklarını anlayacaktı. Bu sırada annesine yemek servis ediyordu. Anne onu bileğinden yakaladı. Gözlerini kısarak kolundaki uzamış tüylere baktı. Bir şey söyleyecek gibi oldu, fakat sessizce önüne döndü. Meral umursamazca kolunu çekti. Sandalyesine doğru ilerlerken Kerem'in annesi çaktırmadan(!) eteğinin altına bakıyor, bacaklarını süzüyordu. Ağzında bir şeyler gevelese de Meral bunları duymamayı başardı. Bu sırada Kerem konuşmaya devam ediyordu.

-Hava öylesine yağmurluyken ne diye kedilerle uğraşıyorsun anlamıyorum.

Meral cevap vermeyi gereksiz bulduğundan sandalyesine oturmuş, konuşmamasının bir bahanesi olsun diye durmadan ağzına büyük lokmalar atıyordu.

-Bugün seni takip ettim.

Çok hızlı yediğinden lokmalar boğazını tıkamıştı. Rahat yutabilmek için gazlı içeceğine uzandı.

-Ve nereye gittiğini görünce gözlerime inanamadım. Gerçekten de kedi ile... Gerçekten kediye yemek vermeye gidiyormuşsun. 

-Ya nereye gidecektim?

-Bir an başkasıyla görü... Neyse, hep o kediye mi gidiyorsun?

-Evet.

-Beni aldatmadığını öğrendiğimde her şey yerine oturdu aslında. Zaten ben varken neden başkası ile birlikte olman gereksin ki? Bu yüzden başta rahatlamıştım. Ama son zamanlardaki davranışlarını da hesaba kattığımda ilginç bir şey fark ettim. Kediyle o kadar çok zaman geçiriyorsun ki hareketlerin bile ona benziyor. Çatalı tutuşun, geceleri kıvrılarak yatışın, aniden gözlerini açıp panikle etrafa bakman, her sesi duyman... Bu halini hiç beğenmiyorum.

-Ne demek istiyorsun?

-O kediyle bir daha görüşmeni istemiyorum.

Meral kendini tutamayıp kahkahayı bastı. Başta Kerem'in lafı gerçekten komik gelmiş olacaktı ki ağzındaki lokma fırlayacak kadar şiddetli gülmüştü. Devamında durumun saçmalığı sinirini bozmuş, gülmesi yavaş yavaş öfkeye dönüşmüş, kalkık kaşları çatmıştı.

-Bu kadar komik olan ne?

-Sinirimden gülüyorum. Her şey bitti şimdi de kedileri mi kıskanıyorsun?

-Ben kıskanç biri değilim. Sadece gerekli sebeplerim olduğunda kıskanıyorum biliyorsun.

-Çocukluk arkadaşımı kıskanıp aramızı bozmandaki gibi gerekli sebepler mi?

-Çocukluk arkadaşım dediğin adam küçükken sana aşıkmış. Tekrar tetiklenebilirdi.

-Ay neyse tamam. Bu konuyu baştan tartışmak istemiyorum.

-Ayrıca kedileri değil, özellikle o kediyle ilgili konuşuyorum. Bugün seni izlerken ona nasıl baktığını gördüm. Üç senedir sevgiliyiz ama bir kez bana o kadar içten, o kadar derin bakmadın.

-Karşımdaki insan ne kadar derin ise ben de o kadar anlamlı bakabilirim.

-He sorun bende yani?

-Yok canım. Kendini kediyle kıyaslamanda hiçbir problem yok!

-Senin de bir kediye aşık olmanda hiçbir problem yok zaten!

-Aşık falan değilim! Ona hayranım. Hayranlık ile aşkı karıştırma.

-Bir kedinin nesine hayran olabiliyorsun!?

-Bağımsızlığına! Kendine güvenine! İnsanların onu sevmesi için hiçbir özel çaba göstermemesine rağmen, kimseden ilgi beklememesine rağmen gördüğü değere hayran kalıyorum. Nasıl oluyordu yalnızca duran bir varlık bize dünyanın en güzel şeyiymiş gibi gözüküyor? Nasıl oluyor da tek kelime etmeden ne hissettiğini bize iletebiliyor? Nasıl bu kadar güçlü bir duruş sergileyebiliyor. Buna hayranım.

-He tamam canım hayranlık gayet normal. 

-Neyin normal olduğuna sen mi karar veriyorsun!?

-Hayır! Genel ahlak kuralla...

-Ahlak kuralları mı?

Meral ayağı kalkarak geçen sefer attığından çok daha büyük bir kahkaha patlattı. Bu sırada Kerem ve tüm bu tartışmayı sessizce izleyen annesi de ayağı kalkmıştı.

-Kızım ne olacak altı üstü bir kedi. Oğlumu üzmene değer mi?

-Bir kedi için neden üzülüyor onu anlamıyorum ki.

Kerem araya girdi.

-Eğer başka bir varlık ile benden daha çok zaman geçiriyorsan kıskanmam normal değil mi?

-Normal. Ama kıskandıktan sonra yapman gerekenler var. Mesela diyeceksin ki bu kadın neden benimle artık daha az konuşuyor? Neden aramız soğudu? Bu soruları sorup kendinde hata arayacaksın. Her kıskandığında beni kısıtlayamazsın!

-Bu soruları sordum zaten! Hepsinin cevabı da kedi! Şuna bak! O kediyle tanışmadan önc...

-Tanışmadan önce diyor ya! Yemin ederim delireceğim.

-Kediyle tanışmadan önce benim sözümü kesemez, bana karşı sesini yükseltemezdin.

-Önceden bir eziktim, şimdi özgürleşiyorum ve kendime güvenim artıyor diye mi tüm bu tantana yani?

-Bu mu özgürleşmek? Dün yaptığına bak!

Kerem, kolunu sıvayarak dün Meral'in çizdiği yerleri gösterdi. Annesi bir hayli sinirlenmişti buna.

-Sen oğluma nasıl zarar verebilirsin?

-Oğlum dediğin kişi bana ne yaptı da ben ona bunu yaptım acaba?

-Yetti ama artık! İki saattir oturmuş sizin kavganızı izleyemem. Ne yaptığı önemli değil. O benim oğlum. Canını yakmayacaksın!

-Benim oğlum değil ama!

-Senin de kocan! Çeneni kapayıp oturacaksın!

-Asıl sen çeneni kapayacak ve evimden defolup gidecek ve bir daha seni ilgilendirmeyen işlere karışmayacaksın!

Kerem, Meral'in kolundan tuttu.

-Sözlerine dikkat et!

-Bırak beni!

-Sakin olana kadar olmaz! Ayrıca burası senin değil, benim evim!

-Benimle bu konuyu tek başına konuşmaya cesaret edememiş, anneni de alıp gelmişsin. Çok komik!

Kerem sağ eliyle dün vurduğu yere bir tokat savurdu. Bu sefer daha sert vurmuş, Meral'i yere düşürmüştü. 

-O kediyle bir daha görüşmeyeceksin! Artık insan gibi hareket edeceksin. Her gün bardak bardak süt içemeyeceksin! Suyu kedi gibi yalaya yalaya içmeyeceksin! Gece kuruyemiş yer gibi kedi mamaları yediğini biliyorum. Bunlara son vereceksin!

Meral yere düşerken masaya tutunmaya çalışmış, yanında tabağını da düşürmüştü. Hızlıca ayağı kalktı ve düşürdüğü tabakla Kerem'in sağ kaşına güçlü bir darbe indirdi. Kerem anlık felç olmuş, kulağındaki çınıyla beraber tamamen bilinçsiz halde yere düşmüştü. Annesi Meral'in üzerine atlayarak saçını çekmeye, yüzüne vurmaya başladı. Meral sivri tırnaklarını onun yanağına geçirdi. Yaşlı kadın acı içinde bağırarak oğlunun yanına düştü. Çığlık atıyordu.

-Canavar! Canavarsın sen! Oğlumu bir canavar ile evlendirmişim!

Meral, Kerem'e döndü. Bakarken kafası hafif yana dönüyordu. Kulakları farklı yönlere hareket ediyor, etrafında olan bitenlerden onu haberdar ediyorlardı. Tırnakları uzamıştı. Tüyleri iyice belirginleşmişti.

-Eğer bir daha bana dokunacak olursan seni öldürürüm. Duydun mu!? Öldürürüm!

*

Kerem yemeğini bitirdikten sonra teşekkür ederek masadan kalktı. Meral'in babası hiç içinden gelmediği halde ,içinden gelmediğini belli ederek, "Biraz daha otursaydın." dese de Kerem bir an önce evine gitmek istediğini söyledi. Ceketini ve botlarını giydikten sonra bir kez daha kayınvalidesi ile kayınbabasına veda etti. Ardından birkaç adım geride duran Meral'i gördü.

-Meral, seninle birkaç dakika konuşabilir miyim?

Meral, babasının kuşkulu ve tehditkar bakışları arasından dışarıya çıktı. Kerem yürüyerek konuşmak istiyordu fakat hava yağmurlu olduğundan dış kapının önünde durdular. Sürekli megafonu kontrol ediyor, Meral'in ailesinin kendilerini dinlemediklerinden emin oluyordu.

-Nasılsın?

-İyiyim.

-Neden böyle yapıyorsun?

-Ne yapıyorum?

-Bunları.

Meral anlamsızca etrafına bakındı.

-Anlamıyorum.

-Neden evimize dönmüyorsun?

-Evimiz mi? Orasının senin evin olduğunu sanıyordum.

-Sinirle söylenen sözleri neden bu kadar ciddiye alıyorsun?

-En gerçek sözler onlar çünkü.

-Eve geri dönmeni istiyorum Meral. Her çift tartışabilir. Birlikte üstesinden geleceğiz.

-Sorun o değil ki.

-Aradan kaç gün geçti. Hala sakinleşmedin mi?

-Ben zaten sakinim.

-Olanları düşündüm. Hatalarımın farkına vardım.

-Kerem cidden...

-Ne?

-Beni dinlemiyorsun bile.

-Dinliyorum.

-Ben artık değiştim. Eskisi gibi değilim.

-İnsanlar değişmez. Sadece geri döndüklerinde daha iyi rol yaparlar.

-Eve dönmeni isityorum. Kötü bir şey mi bu istediğim?

-Eve dönmek istemiyorum.

-Ne demek eve dönmek istemiyorum?

-Sadece orada geçirdiğim günleri hatırlayınca bile içim sıkışıyor. Ben... Ben bir tutsak gibi yaşayamam.

-Söylediklerini kulağın duyuyor mu? Tutsak mı!?

-Sesini alçalt.

-Kimse tutsak gibi yaşamıyor! İstediğin her yere gitmekte özgürsün. Ne kadar abartıyorsun! Duyan da seni hapsetmişim sanacak. Olayları kafanda kuruyor, ve gerçek oymuş gibi hareket ediyorsun. Kim bilir babana neler anlattın da bana öyle düşmanca bakıyordu. Ben sıradan bir koca nasıl davranırsa öyle davranıyorum. Bir kere vurdum sana. o Da hataydı kabul ediyorum. Ancak söylediğin kadar kısıtlayıcı biri değilim.

-O zaman ne diye kedi beslemeye gitmem bile yasak?

-Çünkü o durum farklı. Davranışlarını görmeliydin Meral. Kediyle o kadar çok görüşüyordun ki artık davranışlarını kopyalamaya başlamıştın. Saçma sapan hareketler yapıyordun. Benden öylesine soğumuştun ki yüzüme bile zar zor bakıyor, yüzeysel birkaç kelime dışında bir şey konuşmuyordun. Gözlerin! Gözlerin mor renge dönüyordu yahu!

Kerem bunu söylerken dikkatlice Meral'in gözlerine baktı. Hala mor renkte olduklarını gördüğünde her şeyi düzeltme çabasının ne kadar boşa olduğunu, aslında hiçbir şeyin değişmediğini fark etse de tüm bu düşünceleri beyninden silerek ısrarına devam etti.

-Eve dön ve eskisi gibi mutlu olalım.

-Ama ben hala öyleyim. Hiçbir şey değişmedi ki. Birkaç günde ne sen ne de ben değişebiliriz. Hala her gün kediyi sevmeye gidiyorum. Hala senin tabirin ile "Soğuk" birisiyim.

-Kediyi görmeye gidersen tabi öyle olursun.

Meral aniden sesini yükseltti. Alnındaki damar patlayacak gibi şişmişti.

-Kedi kedi kedi! Bir kez dışarı çıktım diye tutturmuşsun yok kedi seni değiştiriyor, yok artık insanlıktan çıktın! Olayların hiçbirinin kedi ile alakası yok! Sebebi sensin. Beni eve hapsetmenden yoruldum artık. Hapsetmiyorum diyorsun, özgürsün diyorsun ancak fiilen hapsetmesen bile üzerimde kurduğun baskının farkında değilsin herhalde. Senden soğuduğumu iddia ediyorsun. Evet belki soğudum fakat bu davranışlarımın, bu yeni Meral'e dönüşmememin asıl sebebi artık özgürleşmiş olmam. Kedinin bana verdiği ilham da buydu işte. Artık birisine bağlı olmadan yaşayacağım. Bunu düzeltmek, ilişkimizi tekrar yoluna koymak istiyorsan düzeltmen gereken kişi sensin. Beni ezmeyi bırakmalı ve biris...

-Fark etmeden kurduğum baskı yüzünden nasıl direkt olarak beni suçlayabilirsin!? Bir kez bile oturup benimle bu konuyu konuşmadın. İçinde biriktirmiş biriktirmiş bir anda patlıyorsun. Hata yapmış olabilirim ve bunu fark etmemişim.

Parmak uçlarını Meral'in çenesinden kulak arkasına gezdirdi. Başparmakları ile elmacık kemiklerini okşadı.

-Bağımsızlık istiyorsun anladım. Gerçek hayatta özgür olabilmek için para kazanmalısın. Senin bir işin yok. Bu yüzden evine döneceksin. Kocanın yanına, kedinin yaptığı gibi güvenli bölgene geleceksin.

-Dönsem bile asla eskisi gibi olmayacak ki. Bir kez uyandım. Artık anlamıyormuş gibi yapamam. Gözlerimi kapatamam, kulaklarımı tıkayamam.

-Bunların hiçbirini yapmana gerek yok. Eve dönersen artık hiçbir şeyine karışmayacağım. İstediğin zaman dışarı çık. İstediğin kadar kediyi sev. Bana haber verdiğin sürece hiçbir şey demeyeceğim.

-Kendi paramı kazanmaya başlayacağım.

-Olur.

-Yeni arkadaşlar edineceğim.

-Edinirsin. Yeter ki dön.

*

Saat gece dört sularıydı. Kerem'i uyku tutmuyordu. Meral eve geleli üç gün oluyordu. Üç gün de zamanının çoğunu dışarıda geçirmişti. Kendisi değiştiğinde her şeyin düzeleceğini umuyordu. Ancak işler daha da kötüye gitmişti. Meral artık tek bir kelime dahi etmiyordu. Kedi maması dışında doğru düzgün yemek yemiyordu. Su içerken hala dilini kediler gibi kullanıyordu. Yemekten sonra ellerini, kollarını yıkamak yerine yalıyordu. Meral'in dediği gibi eğer sorun onda olsaydı bunlar düzelirdi değil mi? Demek ki Kerem haklıydı. Her zamanki gibi yine Kerem haklıydı. Sorun o kedideydi. Eşinin beynini yıkıyor, evliliklerine zarar veriyordu. Başından beri gerçeği gören oydu. Uyumakta olan eşinin arkasından beline sarıldı. Yanağına bir öpücük kondurdu. Ardından bir tane daha, ve bir tane daha... Meral, Kerem daha elini beline koymadan uyanmıştı aslında ancak ses etmedi. Öpücükler artık boyna doğru iniyordu. Bu sırada Kerem'in dudaklarına Meral'in tüyleri geldi. Oldukça sert ve uzunlardı. Boynundan saçlarını çekip bakmak istedi ancak gece olduğundan göremiyordu. Bu sırada eliyle de eşinin kolunu okşuyordu. Burada da uzun tüyler parmaklarının arasına girdi. Tüyden çok, sanki eşinin derisinin üzerinde bir kürk varmış gibiydi. Meral yüzünü Kerem'e döndü. Mor gözleri parlıyordu. Kerem'in elini tutup yüzüne koydu. Kerem, baş parmağı ile eşinin dudaklarını okşuyordu. Yüzleri birbirlerine yaklaştı.

-Seni özlemişim.

Kerem bir şey diyemedi. Dudakları temas ederken Meral gözlerini kapamış, Kerem ise aksine sonuna kadar açmıştı. Sanki eşi ile değil de bir yabancı ile öpüşüyor gibi hissediyordu. Hatta yabancıdan çok, insan dışı bir varlıkla beraber oluyormuşçasına kasılmıştı. Dudaklarının dokusu, dişleri, dilinin hareketleri tamamıyla farklıydı. Kerem bir yandan korkuyor, bir yandan da olanlara herhangi bir anlam veremediği için hiçbir tepki göstermeden öpüşmeye devam ediyordu. Meral tırnaklarını Kerem'in yüzüne geçirdi. Yavaşça aşağı doğru yanaklarını çizdi. Ara sıra Kerem'in dilini yakalıyor, kanatacak şekilde ısırıyordu. Kerem canı acıdığından ağzını çekmek istedi. Bu sırada Meral'in ağzının üstünü öptü. Ve anında onu iterek uzaklaştırdı.

-Bu kadarı da yetti ama!

Dudaklarının üzerinde Meral'in bıyıklarını hissetmişti. Hem de ince, upuzun, adeta bir kedininki gibi sağa sola uzanan, tüyden çok plastik kadar sert bıyıklarını. Yorganı üzerinden fırlatıp yataktan çıktı.

-Nereye gidiyorsun?

-Biraz yürümem lazım. Tek başıma!

Meral hiçbir şey demeden kafasını yastığa geri koydu. Bu sırada Kerem komodininden bir şeyler almış, terliğini giyip hızla çıkmıştı. Dışarıda deli gibi yağmur yağıyordu. Kocaman yağmur damlaları omuzlarına düşüyor, resmen onu geriye iterek yürümesini zorlaştırıyordu. Düzgün görebilmek için ikide bir tişörtü ile yüzünü silmek zorunda kalıyordu. Bileklerine kadar gelen su, yokuştan aşağı hızla akıyordu. Kerem'in terliklerinden birini ayağından söküp götürdü. Çıplak ayağı ile soğuk ve sert zemine basarak ilerliyor, ayak tabanına sürekli sivri taşlar batıyordu. Bir yandan suyun kuvveti, bir yandan da tek ayağının daha alçak olması yürümesini oldukça zorlaştırıyordu. Yokuş daha da dikleşince kaldırım kenarından, binaların duvarlarına tutuna tutuna inmeye devam etti. Kıyafetleri artık hacimlerini adete yitirmiş, Kerem'in bedeninin bir parçası olmuşlardı. Ancak hiçbir şey onun amacından vazgeçmesine neden olamadı. Kapıdan dışarıya adımını attığı ilk andan itibaren aklında olan şeyi gerçekleştirmek için güdümlü bir füze gibi suyun arasında kayarak hedefine ilerliyordu. Sonunda da oraya vardı. Park, yağmurdan dolayı çamur gölüne dönmüştü. Kedi, bu bataklığın tam ortasında duruyordu fakat ilginç bir şekilde hiçbir yeri kirlenmemişti. Son derece sakin Kerem'i izliyordu. Kerem elini cebine götürdü ve çıkarken aldığı birkaç parça kuru yemi avucunun içinde kediye sundu. Kedi gelmeyi reddediyordu. Kerem'e doğru tek bir adım dahi atmadı.

-Gel. Gel hadi. Sana mama getirdim. Meral'in verdiği mamalardan getirdim sana.

Kediyi yanına çağırmayı başaramayınca o parka girdi. Ayakları çamura batıyor, içinde yüzmekte olan kurtçuklar parmak aralarına giriyordu. Terliği çamurun içinde kalınca dengesini kaybedip yere düştü. Sırılsıklam olmuş tüm vücudu çamura bulanmıştı artık. Taşıdığı yemleri de düşürüp kaybetmişti. Ellerini bataklığa sokup onları arıyor, bir yandan da kolu ile çamur kaçmış gözünü silmeye çalışıyordu. Yerde çaresiz çırpınışlarına anlam veremeyen kedi yavaşça Kerem'e yaklaştı. Patileri hala temiz, tüyleri yağmura rağmen kuru ve dimdikti. Kerem ile aralarında bir karış kalıncaya kadar yaklaştı. Ardından burnunu Kerem'in çamurlu burnuna değdirdi. Patilerini yanaklarına yerleştirdi. Ağzını hafifçe açtı. Nefesi, Kerem'in dudaklarındaki çamurları temizledi. Gözlerini birbirlerinden ayırmıyorlardı. Tam dudakları Kerem'in dudaklarına değmişti ki Kerem cebinden çıkardığı çakıyı kedinin karnına sapladı. Kedi acı içinde inlerken aynı anda gökyüzünde büyük bir şimşek çaktı. Şimşek öyle gürültülüydü ki Kerem'in kulaklarından kan gelmişti. Öyle parlaktı ki tüm mahalle sanki sabah olmuşçasına aydınlandı bir saniye boyunca. Çamuru elleriyle kazıp kedinin cesedini parka gömdü. Gözünde korku ve dehşet; üzerinde böcekler, çamur ve hala sıcak olan kan ile eve döndü. Yıkanmadı, üstünü değiştirmedi. O hali ile yatağa, yorganın altına bıraktı kendisini. Arkadan eşine sarıldı. Gözlerinden akan yaşlar, çamurların arasından kendilerine yol açarak dudaklarına iniyorlardı.

-Meral... Meral ben... Çok üzgünüm. Ama yapmam gerekeni yaptım. Seni seviyorum. Seni çok seviyorum. Sen hakkımda ne düşünürsen düşün bu gerçeği değiştirmeyecek. Kimsenin seni benden ayırmasına izin veremem. Senin yerin benim yanım. Seni özgür kılacak da seni sen yapacak da benim. Şunu bilmeni istiyorum; ne yaptıysam senin iyiliğini düşündüğüm için, geleceğimizi güzelleştirmek için yaptım. Bunun farkında olduğun sürece beni affedeceğine eminim. Değil mi?

Meral cevap vermedi.

-Beni affedeceksin değil mi?

Normalde uykusu hafif olduğu için eşinin uyanmamasına şaşırmıştı. Uyandırmamak daha iyi olacaktı belki de. Kedisinin kaybolduğunu söylerdi sabah. Birkaç gün üzülür, sonunda eski haline dönerdi nasıl olsa. Sonsuza kadar yas tutacak hali yoktu. Ama yaptıklarını anlatmazsa da çok acı çekecekti. En azından uyku sersemi eşinden bir kelime duymak istiyordu. Vicdanını rahatlatmazsa, ileride olacaklardan korkuyordu çünkü.

-Meral? Meral?

Omzundan dürtmesine rağmen Meral hiçbir tepki vermiyordu.

-Meral? Meral! Uyan!

Kerem artık bağırıyor, eşinin yanaklarını tokatlıyordu. Hala uyanmadığını görünce gece lambasını yaktı. Gözleri kahverengine geri dönmüştü. Açık, ancak cansızlardı. Eskisi gibi parlamıyordu içleri. Panikle yorganı üzerinden fırlattı. Gördüğü manzara karşısında dili tutulmuştu. Çığlık atarak yataktan düştü. Ardından gücünü toplayınca ayağı kalkıp ışığı açtı. Meral'e bir kez daha baktığında, karnındaki yarayı daha net gördü. Bir yaraya, bir de elindeki çakıya bakıyordu. Olanların büyüsü ve dehşeti karşısında diz çökmekten başka bir şey yapamadı.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakış Açısı

Mariana

Tutsak Şeytan