Farklı Kız ile Bilge Adam
Farklı Kız ile Bilge Adam
Diğer tüm
yerleşim yerlerinden uzakta, fazla kalabalık olmayan, sakin bir kasabada diğer
çocuklardan çok farklı bir çocuk yaşarmış. Elbette her çocuk birbirinden
farklıdır, fakat bu çocuğun sahip olduğu farklılık ona mutsuzluktan başka bir
şey getirmiyormuş. Üstelik bu farklılığını anlıyor, yine de bir türlü çözüm
bulamıyormuş. Yaşadığı kasabanın batı tarafı sonsuz okyanusa dökülen upuzun bir
şelaleden, doğu tarafı her hayvan türünün yaşayabileceği, saçtan sık ağaçlarla
kaplı bir ormandan; güneyi sevgiden yoksun kalmış kalp kadar kuru bir çölden,
kuzeyi ise en sessiz insandan bile soğuk bir kutuptan oluşuyormuş. Kasabadan
ayrılmak üzere yola çıkan Bilge Adam, çöle doğru bir göz gezdireyim derken uzakta
tek başına yürüyen bir kız görmüş. İhtiyacı olacağını düşündüğü için önce
kuyuya uğramış ve yanına biraz su almış. Camlardan insanların tedirgin bakışlarını
görebiliyormuş. Kendisini bir korkak olarak betimleyen çocuk dışarıda iken
cesur olarak bildiği insanlar o güvenli evlerinden ayrılamıyorlarmış. Kıza
yetişebilmek için hafif hızlı adımlarla bir süre yürüdükten sonra yanına
varabilmiş. Kız o sırada yürümeyi kesmiş, kumda sırtüstü yatıyormuş. Uzun
kıvırcık saçları yüzünü kapattığından yüzünü göremiyormuş Bilge Adam.
-Merhaba kızım.
Kız yabancının sesini duyunca hızla ayağı kalkıp arkasını
dönmüş.
-Korkmana gerek yo...
-Korkmadım ki!
Panik hali Bilge Adamın dikkatinden kaçmamış. Kızın sesindeki
titremenin öfkeden kaynaklanmadığını biliyormuş.
-O halde neden arkanı dönüyorsun bana?
-Sen korkmayasın diye arkamı döndüm.
-Senden korkmam mı gerekiyor peki?
Kız omuz silkmiş.
-O zaman ben de korkmam merak etme.
-Ama korku zaten düşünülerek yapılan bir şey değildir ki.
İster gerek olsun ister olmasın, korkacaksın.
-Bırak da korkayım o halde. Ben korktuğumda sana bir
zarar gelmeyecek sonuçta. Başkasının hissedeceği, başkasının zarar göreceği bir
şeyden neden çekiniyorsun. Bırak korkum ile ben savaşayım. Sen gücünü başkasını
koruyarak değil, kendi duygularınla savaşırken harcarsın.
-Ama sen korktuğunda benim de gururum incinecek, kalbim
kırılacak. Artık canım acısın istemiyorum.
Kız koluyla akan burnunu durdurmaya
çalışıyormuş. Bilge Adam onu bu kadar üzen şeyin ne olduğunu tam olarak
bilemese de yüzünde bir farklılık olduğunu düşünmüş.
-Eğer göstermekten çekindiğin şeyi değiştirebiliyorsan yakınmayı
bırakıp değiştirmek için elinden geleni yapmalısın. Değiştiremiyorsan da onu
kabul etmen gerekir. Neden dolayı utandığını bilmiyorum, ama bu
değiştiremeyeceğin bir şey ise sürekli üzülmenin bir manası yok. Dünyada herkes
için bir yer vardır. Biz sadece doğru yeri bulamıyoruz.
-İstediğim anda üzülmeyi durduramam ki. Üzülmek de korku gibi
anlamsızdır. O yüzden baş edemiyorum zaten bu duyguyla. Çünkü bir şey ile
başaçıkabilmek için onu anlamamız gerekiyor. Bazı şeyler ise anlaşılmıyor,
sadece hissediliyorlar. Ve bana kalırsa en derin hissedilenler de onlar. Bu
yüzden bana bu klasik lafları söylemekten vazgeç ve git lütfen. Daha fazla
incinmek istemiyorum.
Bilgin adam, yanlış yaklaştığının farkındaydı küçük kıza.
İçini bir ağırlık bastı. Şimdiye kadar yaptığı konuşmalar hep işe yaramıştı, Hatta
sözleri “Bilgece” olarak nitelendirilmişti. Neden şimdi bu kızı anlayamıyordu?
Neden empati kuramıyordu onunla?
-Mutlu olmayı başka insanların düşüncelerine koşullarsan
asla mutlu olamazsın.
-Olamayacağım da.
-Kalbin kırık, mutsuzsun, çünkü daha iyisini hak ettiğini
düşünüyorsun.
-Hak etmiyor muyum?
-Herkes gibi sen de en iyisini hak ediyorsun kızım. Eğer
evren sana bunu vermiyorsa kendin almalısın.
-Peki bunları nasıl alacağım!?
Kız aniden arkasını dönmüş. Saçlarını arkaya atmış. Çok
hoş bir suratı varmış. Küçük, yuvarlak burnu, uzun siyah kaşları... fakat
gözlerinin olması gereken yerler yalnızca deriden ibaretmiş. Üç kuşak yaşamış
bir insanın derisi kadar buruşuk bir deriden.
-Doğarken iki gözümü de kaybetmişim. Doktorlar benim
lanetli olduğumu ilan ettiler. Ailem bile benim bir canavar olduğumu düşünüyor.
Dokuz yaşıma kadar bana teyzem baktı. O ölünce de bir başıma kaldım böyle.
Çünkü normal insanlar görebiliyorlar. Ve eğer görebiliyorsanız, bir şeyin
çirkin mi yoksa güzel mi olduğuna karar verebiliyorsunuz. Hem de onu hiç tanıma
gereği duymadan. Nasıl koktuğu, dünyaya hangi amaçla geldiği, size neler
katabileceği… Bir anda hepsi önemsiz geliyor o şeyi çirkin gören kişi için.
Güzel değilse hemen uzaklaşıyorsunuz. Bu yüzden her gün çöle geliyorum. O da
benim gibi çünkü. Yalnız ve çirkin. Sevgiden uzak...
Kız hıçkırmaya başlamış. Bilge Adam o vakit fark
edebilmiş. Kız ağlıyormuş.
-Şuna bak! Ağlayamıyorum bile.
İlk defa diyecek bir şey bulamıyormuş. Karşısındaki çocuk
o kadar çaresizmiş ki, empati kuramıyormuş onunla. Çünkü bunu yaptığında, kızın
hissettiklerini kaldıramıyormuş. Bu halde yıllarca nasıl yaşadığını düşünmek bile
bazı ruhların dayanamayacağı kadar acıymış.
-Nasıl gözüktüğümü o kadar merak ediyorum ki. Her gece
yatarken hayal kurmayı deniyorum. İnsanların nasıl gözüktüğü hakkında tahminler
yürütüyorum kafamda. İki elimiz, iki ayağımız var. Üzerinde durduğumuz iki
bacağımız var. Bunları görebildiğimiz iki gö… Mükemmelliği sağlayacak şekilde
her parçadan ikişer adet var benim aksime. Ama nasıl görünüyorlar işte? Ben
dışarıdan neye benziyorum? Gerçekten benden uzaklaşmalarını hak edecek kadar
çirkin miyim? Ailemin bile bana dokunamaması…
-Çirkin diye bir şey yoktur, sadece alışılmadık vardır.
Sen görünüş olarak farklı birisin kızım. Bu yüzden insanlar seninle konuşmaktan
çekiniyorlar. Sıradan olanlara alışmışlar çünkü.
Kız öfkelenmiş.
-Yalan söylüyorsun! Çirkinim işte biliyorum!
-Hayır. Sen canın çok acıdığı için gerçekleri
anlayamıyorsun. Ötekileştirilmişsin ve sen de gören insanları tamamen kendinden
dışlamışsın. Ama hepimiz öyle değiliz. İnsanları bu şekilde genellersen çok
yanlış sonuçlara varırsın. Ben görebiliyorum. Seni de bir süredir görüyorum
işte. Sence senden herhangi bir nefret duydum mu?
-Evet. Ne kadar anlayamadığımı düşünsen de bana farklı
baktığını biliyorum.
-Her insanın bazı farklılıkları var. Ben de bir insana
baktığımda farklı hislere kapılıyorum. Ancak hepsinde ortak bir duygu oluşuyor
içimde, merak. Gördüğüm her insanı tanımak istiyorum. Çünkü hepsinin bana
katabileceği farklı düşünceleri, hayalleri var. Ve tanıştığım sayısız insan
arasında, düşünceleri son derece kusurlu, zihinleri tamamen kısıtlanmış, içleri
öylesine öfkeyle kaplanmış o kadar çok kişi gördüm ki… Onlar kendilerini
kusurlu görmüyorken senin kendine böyle davranman büyük haksızlık. Sen kendin
diyorsun, gözlerin tek yaptığı insnalara bir ön yargı kazandırmak. Senin çok
daha değerli özelliklerin var.
-Ben de sıradan olmak istiyorum. Farklı olmak çok yorucu.
-Biraz daha büyüdüğünde anlayacaksın ki her insan sadece
dış görünüşe bakarak arkadaş, yoldaş veya sırdaş seçmiyor. Sen bu kasabada doğmuşsun
ve o zamandan beri burada yaşıyorsun. Oysa dünya o kadar büyük bir yer ki.
Hayal bile edemeyeceğin yerlere gidecek, hayal bile edemeyeceğin kişilerle
tanışacaksın. Şimdi sana buradan çıkmak imkansız gibi geliyor, hayat sadece
bunlardan ibaret gibi geliyor fakat öyle değil. Zihninin sınırlandırmamalısın.
Eğer bir yere ait hissetmiyorsan, doğru zamanı bekleyeceksin. Ve o zaman
geldiğinde oradan ayrılacaksın. Şu an çok üzgün olduğunu biliyorum. Kapana
kısılmış hissettiğini de biliyorum. Fakat o kafesten yakında çıkacaksın ve
ileride diyeceksin ki iyi ki cesaretimi toplayıp beni yok eden, beni kendimden
uzaklaştıran o yerden çıkmışım. Eğer hayatında bir cehennemden geçiyorsun devam
etmelisin. Cehennemde neden durasın ki.
Kız tekrar arkasını dönüp birkaç yorgun adım atmış.
-O kadar büyümeyeceğim ki.
Çocuğun söylemek istediği şeyi anlamamış mı, yoksa
anlamış da anlamamazlıktan mı gelmiş hala kimse bilmiyor. Tek bilinen, Bilge
Adamın ondan sonra bir hafta boyunca çölden çıkmadığı. Söylentilere göre çocuğu
kurtarmayı denemiş ancak yapabileceği hiçbir şey yokmuş. Kız bileklerini Bilge
Adamla karşılaşmadan çok önce kesmiş. Hatta bazı söylentiler Bilge Adamın, kız
ile değil, kızın ruhu ile konuştuğunu söylüyor.
-Seni her halinle seven insanlar varken bunu neden yaptın
kızım?
-Beni her halimle seviyormuş gibi yapıp kendilerine yalan
söylemelerinden bıktım artık. Tek yaptığım insanları yormak. Belki yüzlerini
istedikleri gibi değiştirebiliyor, hissetmedikleri şeyleri hissediyormuş gibi
gösterebiliyorlardır bilmiyorum. Ama seslerinden gerçek düşüncelerini
anlayabiliyorum. Bıktım artık. Dünyaya gelme amacım buymuş demek ki benim de.
İnsanların sınav sebebiymişim. İyi bir insan olup olmadıklarını bana karşı
hissettiklerini kontrol etmeye çalışırken anlıyorlar. Vicdanları ile savaşma
nedenleriyim ben. Nedenleriydim… Sevgi falan da istemiyorum artık.
-Ne istiyorsun öyleyse?
-Farklı bir şey istemiyorum. Dünyam zaten karanlıktı.
Gözlerim, hayatımdan önce kapandı. Hiç yaşamamam gerekiyordu zaten.
Küçücük bir çocuğun bile yalnızlık ve acı ile ne kadar
olgunlaşabileceğini o gün öğrenmiş Bilge Adam. Sandığı kadar bilge olmadığını
da.
Yorumlar
Yorum Gönder