Elimi Tut

 Elimi Tut

*

Saat gece üç sularıydı. Hannah, kafasını yastığını koymuş yüzüstü uyuyordu. Gördüğü kâbusun ter içinde bıraktığı alnında bir soğukluk hissetti aniden. Gözlerini açtığı anda da ağzı sert bir şekilde kapatıldı. Maske takmış bir adam eliyle Hannah'nın ağzını tutuyor ve susturuculu silahını alnına dayamış ona bakıyordu. Ses değiştirici kullanıyordu. Fısıldadı.

-Sakin ol.

Ağzını kapatan eli ısırmaya çalışıyorö ses çıkartabilmek için bir aralık yakalamayı deniyordu. Adam silahı daha da sert bastırdı.

-Sakin ol dedim! Eğer en ufak bir ses çıkartırsan önce seni sonra da abini öldürürüm. Anladın mı beni?

Soğukkanlı kalması gerektiğinin farkındaydı. Yaşadığı bu olağanüstü hayatın ona öğrettiği belki de tek faydalı şey olmuştu bu. Sakin karar alabilmek.

-Şimdi elimi yavaşça çekeceğim ve sen sessiz olacaksın değil mi?

Anladığını belirtmek için gözlerini sıkıca kapayıp açtı. Adam onayı alınca elini yavaşça Hannah'nın ağzından çekti ve onu saçından tutarak kaldırdı. Canı yanmıştı ancak gene de sessiz kalmayı başardı. Birlikte yavaşça odadan çıkıp ilerlediler. Maskeli adam, Hannah'nın arkasından bir eliyle ağzını tutuyor diğer eliyle de sağ şakağına silahı dayamış bir şekilde yürüyordu. Hannah önünü göremese de ayakları çıplak olduğundan tüyleri batan halıyı hissettiğinde banyoya geldiklerini anladı. Adam yavaşça kapının kolunu döndürdü ve içeriye girdiler. Sessizce kapıyı kapadı. Bir doksan boylarında, oldukça iriydi. Üstünde simsiyah bir kıyafet, yüzünde de korkunç bir maske bulunuyordu. Hannah'ya doğru yaklaştı.

-Gir.

Silahının ucu ile arkasındaki küveti gösterdi.

-Kimsin sen?

-Gir dedim.

Kısa hayatına o kadar çok insan ve olay sığdırmıştı ki, bu adamın kim olabileceği, hangi zamandan, ne amaçla buraya gelmiş olabileceği hakkında en ufak fikri yoktu.

-Lütfen, lütfen...

Adam sinirlenmeye başlamıştı. Birkaç adım daha yaklaştı. Artık aralarında beş parmak mesafe ya var ya yoktu. Hannah, kendine koruma kalkanı oluşturuyormuşçasına ellerini önde çapraz şeklinde birleştirip vücudunu sardı. Adam ellerini tuttu ve iki yana ayırdı.

-Hemen küvete gir.

Başka seçeneği olmadığını anlayınca küvetin önündeki perdeyi açtı ve içeri oturdu. Adama karşı silah olarak kullanabileceği bir şey aradı gözleri hızlıca. Ancak adam çoktan yanına oturmuştu bile. Arkasındaki musluğu damlayacak kadar açtı. Cebinden siyah, kalın bir bant çıkardı ve Hannah'nın gözlerini bağladı. Ardından yanındaki defteri açıp o robotik sesiyle konuşmaya başladı.

-Hannah, sana zarar vermek için burada değilim. Şimdi beni hemen okuduğum tarihe ve yere götürmeni istiyorum. Eğer bunu yaparsan seni öldürmeyeceğim. İş bittikten sonra hiçbiri şey olmamış gibi evden çıkıp gideceğim. Tamam mı?

-Neden söz ettiğini bilmiyorum.

Adam bir an duraksadı. Yüzünü sayfalarını hızla çevirdiği cep defterinden Hannah'ya çevirdi.

-Hannah, seni uzun süredir izliyorum. Kim olduğunu, nasıl bir yeteneğin olduğunu çok iyi biliyorum. Bak, ben iyi bir adamım. Yemin ederim ki buraya sana zarar vermeye gelmedim. Eğer beni hemen geçmişe götürür ve bu işi halletmeme yardım edersen sana hiçbir şey yapmayacağım. Söz veriyorum.

-Beni nasıl buldun?

-Orası önemli değil.

-Çok önemli.

-Silah bende olduğuna göre neyi konuşup konuşmayacağımıza ben karar vereceğim.

-Beni öldürmeyeceğine göre silahın bir anlamı yok.

-Götür beni. Hemen!

-Önce neden o zamana gitmek istediğini söyle. Yoksa bundan on dakika önceye giderim. Sen daha eve girmeden arkandan yakalarım. Sırtını defalarca bıçaklar, sonra bıçağı boynuna dayayıp canını bağışlamam için yalvartırım. Kan dolu ağzından çıkan korkak sözler bittiğinde de şah damarını keser ve işini bitiririm.

Tek başına yolculuk etmenin imkânsız olduğunu biliyordu. Adamın blöfünü yemesini umdu.

-Tamam, sakin ol. Buraya kimseye zarar vermek için gelmediğimi söyledim zaten. Ama bana yardım etmezsen vazgeçip gitmeyeceğim. Bu iş, hayatımdaki her şeyden daha değerli. Sen kabul edene veya ben ölene kadar ne gerekiyorsa yapacağım.

-Beni takip etmişsin ancak belli ki yeteneğimi o kadar da iyi bilmiyorsun. Düşündüğün kadar kolay değil.

-Umurumda değil. Götür beni.

-Yapamam.

-Sanırım anlamadın. Buradan geldiğim gibi ayrılmayacağım. Kapıdan çıkıp gittiğimde, hayatım değişmiş olacak. Bu sana son uyarım.

Bunun bir gün başına geleceğini biliyordu. Neden?! Neden bu aptal yetenek ile doğmuştu ki? Küçükken hep hayvanlarla konuşabilmek, hiç acı hissetmemek, uçmak gibi her çocuğun istediği klasik süper güçleri olsun istiyordu. On yaşına geldiğinde ise gerçekten bir süper güce sahip olduğunu fark etti, fakat güç hiç de hayalindeki gibi değildi. Hayat işte, fantastik bir yeteneğin olsa bile söz konusu gerçeklik olunca onu mahvediyordu. Her şeyi ettiği gibi.

-Ben bir süper kahraman değilim.

-Buraya gelmeden önce düşünecek çok zamanım oldu. Senden bir mucize yaratmanı beklemiyorum. Sadece beni istediğim tarihe ve mekâna götür. Nelere dikkat etmem gerektiğini anlat.

İstediği zaman bağırıp abisini uyandırabilirdi. Peki bu iyi mi sonuçlanırdı kötü mü, orasını kestiremiyordu. Emin olduğu bir şey varsa o da bu işten sağ çıkabilmesi için adamın kuralları çok iyi anlaması gerektiğiydi.

-Tamam. Beni iyi dinle. Öncelikle seni oraya götürdüğümde aynı anda iki kopyamız olacak. Bir kopyamız burada diğeri ise geçmişte. Geçmişte uyanık iken bu düny…

-Dur.

Adam bir kaleme çıkartıp deftere yazı yazmaya başladı. Hannah, sesleri duyuyordu.

-Ne yapıyorsun? Not almakla uğraşma.

-Hafızam iyi değildir.

-Bakmaya zamanın olmayacak ki.

-Bana karışmayı kes ve anlat. Çok konuşuyorsun.

-İstediğin tarihe, yani geçmişe gittiğimizde burada uyuyor olacağız. Çünkü aynı evre…

-Ne?

-Sözümü kesip durmasana.

-Çok hızlı konuşuyorsun.

-Acelen var sanıyordum.

-Var. Ancak annemi kurtarmaya çalışırken ölmek istemiyorum.

-Anneni kurtarmaya mı gidiyorsun?

Adam cevap vermedi.

-Kaç yaşındasın?

-Geçmişe gidip annemi kurtaracağım. Çocuk değilim.

-Bu…

-Benimle ilgili soru sormayı bırak ve kuralları açıkla artık.

-İstediğin tarihe, yani geçmişe gittiğimizde burada uyuyor olacağız. Çünkü aynı evrende, farklı mekânlarda, farklı zamanlarda, aynı anda iki kopyamız olacak. Bu yüzden bir kopyanın uyuması, bilinçsiz olması gerek. Bilinci kopyalayamam. Ruhu da. Ayrıca eğer seni bir yere götürmem gerekiyorsa sıkıca el ele tutuşmamız lazım. Eğer mekânlardan birinde ellerimiz ayrılırsa o kopya zamanda kaybolur. Rastgele bir zamanda ve tarihte yaşamaya başlarız. Anladın mı?

-Pek sayılmaz.

-El ele tutuşacağız. Burada uyuyacağız ki ben kopyalarımızı istediğin zamanda yaratabileyim. Orada bilincimiz açıkken burada kapalı olacak. Bir zamanda hareket edebiliyorken diğer zamanda uyuyor olacağız. Ve ellerimiz tüm bu süre boyunca ayrılmayacak. İki kopyamızda da ellerimiz hep birleşik olmalı!

-Tamam, artık gitmemiz lazım.

-Olmaz! Beni dikkatlice dinlemen gerekiyor. Eğer ellerimiz ayrılırsa zamanda kayboluruz.

-Zamanda kaybolmak ne?

-Yani, yan...

-O zaman ellerimizi bantlasak iyi olur.

Maskeli adam, Hannah'nın gözlerini bantlamakta kullandığı kalın bandını tekrar çıkardı. Görünüşe bakılırsa adamın el ele tutuşma olayından haberi yoktu ve öğrendiğinde hayal kırıklığına uğramıştı. Bu da tehlikeli bir yere göreve gittiklerini işaret ediyordu. Elleri bantlıyken daha rahat olmak için yer değişmeleri gerekiyordu. İkisi de ayağı kalktı ve bu sefer Hannah'nın oturduğu yere adam oturdu. Hannah da adamın kucağına oturdu. Sol ellerini bantladılar.

-Bilmem gereken başka bir şey var mı?

-Ellerimi sakın bırakma. Yolculuk yaparken gözlerimin bağlı olması gerekir doğru fakat orada uyandıktan sonra gözlerimi açabilirsin. Hatta banda gerek yok. Gözümü kapatmam yetiyor. Su sesine de gerek yoktu aslında.

-Gözlerini açmayacağım.

Hannah her şeyi söylüyordu, acaba bir şeyler saklarsa bu sırları lehine kullanabilir miydi? Ancak adam tehlikeli bir iş yapacaksa ve kurallardan haberi olmazsa ikisini de öldürtebilirdi. En kötü durumda, yapabilirse adamın elini bırakacaktı ve buraya geri dönecekti. Fakat bu en son çaresi olmalıydı çünkü ellerini bıraktıklarında ikisinin de mi yoksa sadece adamın mı zamanda kaybolacağını bilmiyordu.

-Ayrıca başka bir zamanda ve mekânda kopya yaratmak veya kopya silmek vakit alır. Yani bizim oradaki kopyamızı oluşturmam zaman alacaktır.

-Ne kadar zaman?

-On dakika kadar. Belki, bilmiyorum. Oradaki kopyayı silmem de aynı şekilde.

-Bu çok fazla. Her yolculuk on dakika sürüy…

-Eğer biz orada uyanık iken buraya acil dönmemiz gerekirse oradaki kopyaları silmekle uğraşmayacağım, orayı uyutacağım ve burada uyanacağız. Bu sayede anında dönmüş olacağız.

-Nasıl yani?

-Kimsin sen?

-Anlamadım? Öylesine biriyim işte.

-Aylarca hazırlık yaptım, araştırma yaptım dedin.

-Yaptım da.

-Hiçbir halt bildiğin yok ama.

-Sözlerine dikkat etsen iyi olur.

-Bilgisizsin. İkimizi de öldürteceksin. Bırak beni ve henüz şansın varken buradan çık git.

-Yapamam. Eğer düzgünce açıklarsan sorun çıkmayacak. Söz veriyorum.

-Aynı anda iki yerde de uyanık olamıyoruz. Ayrıca orada yaralanırsak burada da yaralanıyoruz haberin olsun.

Notlarını bitirdikten sonra adresin ve zamanın yazılı olduğu sayfayı açtı tekrar.

-Gidelim.

-Tam olarak neden gittiğini söylemeden olmaz.

-Seni ilgilendirmez. Sen sadece beni oraya götür ve ses çıkarma. Gerisini ben hallederim.

-Pek sanmıyorum. Oraya neden gittiğini öğrenmem lazım. Anneni kurtarmak için ne yapmamız gerekecek? Ayrıca yolculuk başladığında bana zarar veremezsin çünkü eğer ben ölürsem...

Hannah bir an durakladı. Böyle bir durumda ne olacağını bilmiyordu. Adamı korkutmak için kafasından salladı.

-Eğer ben ölürsem yine zamanda kaybolursun. Yani rastgele bir zamanda rastgele bir yere gidersin. Bundan elli yıl öncesinde İtalya’daki bir barda veya on bin yıl öncesinde bir mağarada bulursun kendini. Anneni de sonsuza kadar kurtaramazsın

-Beni tehdit mi ediyorsun? Seni öldüreceğim falan yok. Yeter ki şu işi halledebilelim.

Hannah bekliyordu. Oraya neden gittiğini öğrenmeden de harekete geçmeye niyeti yoktu. Adam hızlıca konuya girdi. Daha fazla vakit kaybetmek istemiyordu.

-Ben iki yaşımdayken eve biri girdi ve annemi öldürdü. O geceye gidip katili durduracağım. Oldu mu?

-Anladım... Peki beni nasıl buldun?

Kısa bir sessizlik oldu. Adamın aklına bir soru geldi.

-Transta iken ellerimizi bıraktığımızda olacakları nereden biliyorsun?

Hannah kendisi hakkında bilgi vermek istemiyordu. Adamın öfkesini, maskeden ensesine gelen nefesin sıklaşmasından ve sıcaklaşmasından anlayabiliyordu.

-Bana bak, eğer beni kandırmaya çalışıyorsan başın ciddi dertte haberin olsun! Orada sakın elimi bırakayım falan deme! Ne olacağını nereden biliyorsun?!

Hannah'nın ondan iki yaş büyük abisinde de aynı güçten vardı da oradan biliyordu. Güçlerini keşfettikleri gün sıradan bir günden farksızdı. Evlerinin arka bahçesinde birlikte oyuncak hayvanları ile oynuyorlardı. Aniden durdular. İkisi de içlerinde açığa çıkmak isteyen bir enerji olduğunu hissedebiliyorlardı. Anlam veremedikleri bu olay karşısında anlamsızca birbirlerine baktılar. O an Hannah anlamıştı ki, bu yabancı duyguyu yalnız o hissetmiyordu. Korkuyla abisine sarıldı, ellerini tuttu. Hani gözlerinizi kapatıp hayal dünyasına dalarsınız ve bir süreliğine dünyadan soyutlanırsınız ya, ona çok benzer şekilde gözlerini kapatmışlar ve farkında olmadan uykuya dalmışlardı. Gözlerini tekrar açtıklarında ,onlara birkaç saniye gibi gelse de yolculuk dakikalar sürmüştü, Budapeşte’deki sokaklardan birinde bulmuşlardı kendilerini. Dehşete düşmüşlerdi. Sıradan bir yetişkinin bile gerçeklik tanımını tamamıyla baştan düşünmesine sebep olacak bu olay; iki çocuğun hayatları boyunca tecrübe ettiklerine ters düşmüş, zihinlerini altüst etmişti. Hiç vakit kaybetmeden yolculuk öncesinde yaptıklarının aynısını yaptılar ve geri dönmeyi başardılar. Devam eden günlerde ne doğru dürüst yemek yemişler, ne de tek bir kelime etmişlerdi. Annesi, onu ve abisini psikoloğa götürmeyi düşünmüştü çünkü çocuklarının ciddi problemler yaşadıklarını görebiliyordu. Sorunun ne olduğunu anlayabilmiş değildi. İlginç olan, ilk birkaç gün sarsılmış olsalar da devamında bu olağanüstü ve korku dolu deneyimi ne kadar kısa sürede normalleştirmiş olmalarıydı. Hâlbuki daha az önce yaşadıklarının gerçek olmadığına yemin ediyorlardı. Abisi, muhtemelen yaşı daha büyük olduğundan cesaretli davranıp Hannah ile bu konuyu konuşmak için ilk adımı attı. Birbirleriyle duygularını paylaştıklarında biraz olsun rahatlamışlardı. Korkunun yerini merak almaya başladığında ne yaptılar dersiniz? Tekrar denediler. Ve tekrar. Abi kardeş düzenli olarak seyahat yapmaya ve sınırlarını zorlamaya başladılar. İkisi de aynı yeteneğe sahip oldukları için öbür dünyada kopya oluşturduktan sonra ellerini bıraktıklarında bir sorun çıkmıyordu. Fakat yıllar geçtikçe abisi büyüdü ve daha büyük şeyler yapmak istedi. Kendisinin, ve hatta başkasının geçmişini değiştirmek gibi. Tabi bunun ne kadar tehlikeli olduğunu herkes gibi o da biliyordu. Biliyordu ancak bilmek her zaman anlamak anlamına gelmiyor. Bu sıralarda bir kız arkadaşı oldu. Birkaç ay birlikte olduktan sonra kız arkadaşına gücünü açıkladı ve kimseye söylememesi için söz verdirdi. Ertesi gün evde buluştular ve el ele tutuşup kızın hayallerinden birini gerçekleştirdiler. Seksenli yıllara gidip Paris sokaklarında dolaştılar. Kardeşi ile yolculuk yaparken ellerini direkt bıraktıklarından ve sıkıntı çıkmadığından kız ile gittiklerinde de ellerini bıraktılar. Ve olan oldu. Elleri ayrılır ayrılmaz Arthur uyudukları odada uyanmıştı. Kız ise odadan yok olmuştu. Arthur tekrar aynı yere gitmek istese de tek başına yolculuk edemiyordu. Derhal ailesinin evine gidip Hannah'yı buldu. Birlikte aynı yere gittiler. Ne yazık ki kız orada da yoktu. Zamanda rastgele bir yerde kaybolmuştu artık. Hannah ve Arthur onu ne kadar aradıysalar da bulamadılar. Milyonlarca zaman-mekân kombinasyonu vardı. Burada emin olamadıkları şey acaba Arthur şansa mı burada uyanmıştı? Yani bir kez daha aynısını yapsa o da zamanda kaybolur muydu yoksa yeteneği olduğu için her seferinde buraya geri mi dönerdi? Sonuçta yetenek sahibi olduğu için burada uyanmış olması mantıklıydı. Fakat tek başına da yolculuk edemiyordu. Bir diğer merak ettikleri nokta da Arthur'un Paris'teki kopyasına ne olduğu hakkındaydı. Hala orada mıydı? O da rastgele bir zamana mı gitmişti? Yoksa silinmiş miydi? Ayrıca kızın zamanda kayıp olup olmadığından da emin değillerdi. Fakat kopyası hala bu dünyada uyuduğundan öyle varsayıyorlardı. En son ziyaret ettiklerinde de kız hala uyuyordu. Doktorların asla anlam veremediği, gizem dolu bir vakaydı. Her nereye gittiyse hala ölmemişti demekki. Şu an bu evde abisi ve Hannah tek kalıyorlardı.

-Bir arkadaşımla geçmişe gitmiştik. Ellerimizi bırakınca o zamanda kayboldu. Ben ise kaybolmadım. Yani hayatın bana bağlı.

-Hayatım bu göreve bağlı.

-Bak ne hayal ediyorsun bilmiyorum ama bu yetenek sandığından çok daha karışık. Asla faydalı şekilde kullanılamıyor. Bana kalırsa kaderini kabullen ve oraya gitme. Çünkü gittiğinde iyi bir sonuç ile dönmeyeceksin.

-Benim kaderim bu. O şerefsizi öldürmeliyim ve annemi kurtarmalıyım.

-Anlamıyorsun. Kimse anlamıyor. Bu yetenek değil, bir lanet. Hiçbir zaman mutlu son yazamayan bir kalem bu. Daha eline almamışken yazmaya hiç başlamamalısın. Kendini tanrı gibi hissedersin ama babasının silahını çalmış küçük bir çocuktan farkın olmaz. Yalvarıyorum, bırak beni ve buradan git.

-Benim gözlerimi kapamama gerek var mı?

-Hayır…

-Güzel.

-Sen adresi ve tarihi oku. Yolculuk başladığında zaten direkt uyuyacaksın.

-Umarım benden bir şey saklamıyorsundur.

-Sakın bizi zamanda sıkıştıracak bir şey yapma.

-Nasıl yani?

-Bizi zamanda döngüye sokma sakın. Yoksa aynı şeyi yapar dururuz.

-Anlamıyorum.

-Bu anı bininci, on bininci kez yaşıyor olabiliriz. Belki de şu an zamanda sıkışmışızdır, bunu bilemeyiz. Geçmişte veya gelecekte yaptığın bazı hamleler seni zamanda sıkıştırır. Döngü oluşturur ve sürekli o zaman aralığında yaşarsın, bunu fark etmezsin bile. Diğer insanların hayatı devam ederken senin hayatın birkaç yıllık bir döngüye hapsolur. Sonsuza kadar dünyada kalmış olursun. Ölemezsin bile.

-Döngüde olsak anlamaz mıydık?

-Sanmıyorum.

-Anladım, bizi döngüye sokmayacağım.

Hannah bunları anlatırken içini bir korku sardı. Ölmekle bile kurtuluşu olmayan bir döngüden bahsediyordu.

-Ben… Yapamayacağım. Artık bunu yapmıyordum. Yemin etmiştim. Seni oraya götürmeyeceğim.

-Yapmak zorundasın.

-Öyleyse öldür beni.

-Mesela seni öldürmek değil. Benim için ne kadar önemli olduğunu anlamıyor musun?

-Asıl sen anlamıyorsun! Anlayamazsın da. Bu lanete sahip olmayan kimse anlayamaz. Hayatının her anında geçmişe dönerek bir şekilde olayları düzeltmeye çalışmak, ne yaparsam şu an daha iyi bir yerde olurum diye düşünüp durmak, her parçayı yerine oturtmak için zihninde oluşan planlara ve sonsuz isteğe karşı direnmek nasıl bir his anlayamazsın. Ve bu isteğe yenik düşüp geçmişe gittiğinde elin boş, hatta eskisinden bile beter halde dönmek nasıl bir hayal kırıklığı anlayamazsın! Hayatındaki en ve belki de tek değerli özelliğinin tüm yaşamını bir cehenneme çevirirken gene de tek kurtuluşunu o özelliğin sanmak, ama aslında tek yaptığının seni daha da dibe sokmak olduğunu öğrendiğinde kemiklerinin acı çığlıklarını anlayamazsın!

-Daha birkaç aylıkken annenin öldürülmesini, babanın haberi alıp döndüğünde ve olanları gördüğünde önünde intihar etmesini, kız kardeşinin de sana bakacak tek kişi olduğu için tüm sorumluluğu üstlenip seni büyütmesini ve ardından hastalıktan öldüğünde yapayalnız kalmayı anlayamazsın!

İkisi de uzunca hiçbir şey söylemediler.

-Bu sefer, yeteneğin işe yarayacak Hannah. Bu sefer başaracağız. Onu gerçekten sana veriliş amacı doğrultusunda kullanacağız.

-Sadece barış istemiştim. Ölüyorsam bile huzur içinde ölmek istemiştim.

-Bu gece her şey değişecek. Üzerindeki bu uğursuzluğu yok edeceğiz. Bu gece başarılı olacağız.

Adam defterdeki tarihi ve yeri okudu, zamanda yolculuk başladı.

*

Joel ön kapıya tekmeyi bastı ve büyük bir gürültü ile hiç zaman kaybetmeden içeriye daldı. Evi kısmen hatırlıyordu. İki katlıydı. Ön kapıdan girdiğinizde büyük bir koridor sizi karşılıyordu. Ardından önünüze üç farklı yol çıkıyordu. Biri girdiğiniz kattaki, arka odalara ulaşmanızı sağlayan uzun koridor; diğeri üst kata çıkmanızı sağlayan sol duvara yapışık merdiven. Diğeri ise aynı işlevi gören fakat sağ tarafa yapışık merdiven. Sol taraftan çıkarsa Hannah'nın abisi Arthur'un odasının karşına, sağ taraftan çıkarsa Hannah'nın odasının karşısına çıkıyordu. Uyudukları banyo ise tam ortadaydı. Abisinden olabildiğince uzak durmak ve onu işe karıştırmamak için hızlıca sağ merdivene yöneldiler. Banyoya doğru ilerlerken kapısı açıldı ve Maskeli Joel ile Hannah sol tarafa doğru koşmaya başladılar. Joel silahını çıkardı, tam ateş edecekti ki Hannah onu durdurdu.

-Dur! Ya bizim geçmişimizden birini öldürürsen? O zaman ne olacağını bilmiyoruz. Eğer kendi geçmişini vurursan buraya hiç gelmemiş olursun ancak buraya hiç gelmediysen kendini nasıl vuracaksın?

Hannah doğru söylüyordu. Zamanda sıkışabilirlerdi.

-Öyleyse bizi takip edelim.

Bu sırada Arthur elinde pompalı tüfek ile odasından çıktı. Ev karanlık olduğu için görüşü oldukça kısıtlıydı. Sadece aşağıdan gelen Hannah'nın çığlık sesini duymuştu. On metre uzağında ise iki kişi vardı. Pompalı tüfeğini onlara doğrultup tetiği çekti. Joel bunu fark ettiği sırada Hannah'yı tuttuğu gibi tuvalete koştu ve içeri atladılar ancak kendisi sağlam girse de Hannah sırtından vurulmuştu. Acı içinde çığlık attıktan sonra tamamen sessizleşti. Bedeni ağırlaştı.

-İyi misin? Hannah!?

Arthur bir el daha ateş etti. Mermiler tahta kapıyı parçalayarak her tarafı toz duman etmişti. Uçuşan talaşlar genizlerine, gözlerine kaçıyordu. Joel, Arthur'a seslendi.

-Dur! Kız kardeşini vurdun! Hannah yanımda.

-Kimsin sen!?

-Şimdi dışarı çıkacağız. Sakın ateş etme!

-Önce onu göreyim.

-Birlikte çıkacağız.

Hannah'yı omuzuna aldı. Önce silahının olduğu elini göstererek dışarı çıktı.

-Şu an tahmin ettiğinden çok daha karışık şeyler oluyor. Sen sadece odana gir ve orada kal.

-Kız kardeşime ne yaptın!?

Joel, Arthur'un odada beklemeyeceğini biliyordu. Çünkü hatırladığı kadarı ile Arthur bodrum kata iniyordu. Hatta kendisini arkadan vurup öldürüyordu. Bu olmadan önce onu durdurmalıydı.

-Hannah! İyi misin!?

Merdivene doğru yönelirken bir yandan da peşinden gelmemesi için arkaya ateş etti. Arthur ise Hannah’yı vurmamak için karşılık veremiyordu. Odasının duvarına siper alıp ateşin kesilmesini bekledi. Bu sırada Joel, kan izlerini takip ederek orta kata indi ve düz ilerleyip bodruma giden kapıyı açtı. Maskeli Joel onu bekliyordu. İçeri girdiği anda susturuculu makineli tabancası ile ateş açtı ancak tek elle ateş ettiği için hiçbir mermi hedefini bulamadı. Karnından bıçaklandığı için sürekli olarak kan kaybediyor, bir yandan da daha hızlı ilerleyebilmek için Hannah’yı omuzunda taşıyordu. Joel de Hannah’yı omuzunda taşıyordu çünkü Arthur onu sırtından vurmuş ve hareket edemez hale getirmişti. Bodrum katın kapısından kendisine seslendi.

-Joel! Beni dinlemelisin. Sakın eve geri döneyim deme!

Maskeli Joel hiç oralı olmamış, bir an olsun duraksamadan yoluna devam etmişti. Kilere geldiklerinde kapıyı kilitledi ve Hannah’yı indirdi. Tekrar uyumaları gerekiyordu.

-Sence burası güvenli mi?

Joel'in ağzından kan geliyordu.

-Bize zaman kazandırır. Hemen geri dönmeliyiz Hannah. Şu anda o kişi annemi veya bizi öldürmek üzere olabilir. Çabuk uyut bizi.

-Tamam. Oraya gidiyoruz, anneni kurtarıyoruz ve hemen buraya geri dönüyoruz.

*

Şehrin biraz dışında, iki katlı müstakil bir evdi karşılarındaki. Hannah, siyah bandı gözünden çıkardı.

-Sana bandı çıkarmamanı söylemiştim.

Duymamazlıktan geldi. Arka kapıdan sessizce içeri girdiler. Bu kapı direkt olarak mutfağa açılıyordu. Hannah büyük bir bıçak aldı. Elleri bağlı olduğu için karanlıkta sessiz ve düzgün yürümek bir hayli zorluyordu onları. Buradan sağ çıkabileceklerine dair zaten az olan inancı iyice zayıflıyordu. Annesinin odasına, mutfaktan çıktıktan sonra hemen yanda kalan merdiven ile ulaşacaklardı. Kendisinin bebek hali de annesinin yanında, beşikte yatıyordu. Mutfaktan çıktılar. Koridorun öbür tarafında evin giriş kapısı vardı. Dikkatlice baktığında kapının aralık olduğunu gördü. Fısıldadı.

-İçeri girmiş olmalı.

-Kim?

-Annemin katili.

Her an çatışmaya hazırlıklı olmak için susturucu takılmış silahını çıkardı. Sessizce yukarı gittiler. Oturma odasından takırtı sesleri geliyordu. Joel, kapıdan kafasını uzatarak yavaşça göz gezdirdi. Birisi feneri komodinin üzerine bırakmış; çekmecelerdeki saatleri, altın takıları toplayıp torbaya koyuyordu. Omzu ile kapıyı ittirip kendisini içeri attı ve hırsız daha ne olduğunu bile anlayamadan üzerine yaklaşık on mermi boşalttı. Mermilerin çoğu arkadaki cama ve duvara gelse de isabet edenler hırsızı oracıkta öldürmeye yetmişti. Bedeninde dokuz milimetrelik kurşunlar ile yere düştükten sonra yaşamak için çırpınacak gücü bile kalmamıştı. Annesinin büyük olasılıkla sesleri duymuş olduğunun farkında olsa da onu kontrol etmeden önce öldürdüğü adamın yüzüne daha yakından bakmak istedi. Annesini öldüren, ailesine tüm bu acıları yaşatan o şeytanın cansız da olsa gözlerinin içine bakacaktı. Kimse bilmeyecek olsa da o biliyordu ki katili öldürmüş, gerçek bir kahraman gibi ailesini kurtarmıştı. Sonunda buradan döndüklerinde, eve gidip annesine sarılabilecekti. Ve koynu artık soğuk olmayacaktı.

-Bitti mi?

-Hayır. Anneme bakacağım.

-Bunu yapamazsın.

-Ne yapıp yapmayacağımı söyleyemezsin.

-Bunun gelecekte ne sonuçlar doğuracağını düşün.

-Maskemi indirmeyeceğim.

-Ne? Maskeni indirip indirmemenle alakası yok. Yüzünü görse bile nereden tanıyacak? Bahsettiğim şey enerjini hissetmesi. Böylesine sevgi beslediğinin birine çok yaklaşmamalısın. Belki bu eve girmiş olman bile bir hataydı. Hatta belki değil büyük ihtimalle hataydı. Umarım pişman olmayız.

-En azından annemin canlı olduğunu görmeliyim.

Odaya gitmek için döndüğünde karşısına aniden başka bir hırsız çıktı. Kısa süreliğine iki taraf da donakalmıştı. Ardından Joel silahına atıldı fakat hırsız daha hızlıydı. Silahın namusu hırsızı gösteremeden elini yakaladı. İkisi de silahı sıkıca tutuyor ve karşısındakine yöneltmeye çalışıyordu. Joel, tetiğe basarak bunu denedi ancak sol eli Hannah'ya bağlı olduğundan tek elle başarmak imkânsıza yakındı. Namludan fırlayan mermiler teker teker sağ taraflarındaki duvara saplandı. Hırsız, Joel'in göğsüne sert bir dirsek darbesi indirdi ve onu yere düşürmeyi başardı. Hannah da yanına düşmüştü. Silah hala Joel’de olduğundan hırsız üzerine atladı. Silahının olduğu elinin üstüne dizini koydu. Ardından suratını yumrukladı. Bu sırada Hannah ise elinde bıçakla olanları izliyordu. Hırsıza bıçağı saplayacak şansı vardı fakat bunu yapabileceğinden emin değildi. Geçmişte yaptığı her hamleden ölümüne tedirgin olurken bir insanın hayatına son vermek kolaylıkla alınabilecek bir karar değildi. Hırsız sağ eliyle belindeki çakıyı çıkardı. Durum onlar için daha da kötüye gidiyordu. Joel'in iki elinin üstünde de hırsızın dizleri vardı. Yüzünün ortasına doğru gelen bıçağa karşı hiçbir savunması yoktu. Hannah, ne yapması gerektiğinin farkındaydı. Tam çakı Joel’e saplanacaktı ki mutfaktan aldığı on beş santimetre uzunluğundaki bıçağı hırsızın böbreğine soktu. Büyük bir acı ile bağıran hırsız elindeki bıçağı düşürdü. Joel sağ elini dizinden kurtardı ve mermisi bitmiş silahı ile hırsızın suratına sert bir darbe indirdi. Burnunu kırmıştı. Ardından ayakları ile onu geriye ittirdi. Şarjör değiştirmesi gerekiyordu. Hırsız, kaçmak için kendini iteleyerek merdivenlerden aşağıya yuvarladı. Joel şarjörü çıkarttı, Hannah yenisini taktı ve ayağı kalktılar.

-Bıçak sende mi?

-Hayır. Üstünde kaldı sanırım.

-İyi saplayabildin mi?

-Bilmiyorum sapladım işte Joel!

Hırsızın ne durumda olduğunu öğrenmek istiyordu. Korkuluklara tutunarak aşağı baktı. Onu göremediğine göre ayağı kalkmayı başarmıştı. Hannah bıçağı yeterince güçlü sokamamıştı anlaşılan. Diğer hırsızın fenerini alıp arkasından indiler. Kan izleri onları banyoya götürdü. Kapı kapalıydı.

-Aman tanrım!

-Ne oldu? Ne oldu?

Hannah işaret ve orta parmağını şakağına dayamıştı.

-Hemen geri dönmeliyiz!

-Hayır, şimdi dönemeyiz. Daha annemi kurtaramadım.

-Tehlikedeyiz Joel! Uyuduğumuz dünyada eve yabancı biri girdi. Hem de beni kullanarak başka bir zamandan geldi. Hissedebiliyorum... Uyuduğumuz evde benden iki tane var. Hemen geri dönmeliyiz!

-Ne? Seninle mi geldi?

-Evet! Çabuk geri dönelim.

-Ya hırsız çıkıp bizi öldürürse?

-Saklanalım. Çabuk!

Birkaç metre uzaktaki oturma odasına girdiler. Kapının anahtarı üzerinde değildi. Ancak kaybedecek vakitleri yoktu. Kapıyı sessizce kapattılar ve kanepenin arkasına saklanıp uykuya daldılar.

*

Uyandığında sandalyeye bağlı buldu kendisini. Hannah yanındaki diğer sandalyede oturuyordu. Dünyanın sonu gelmişti artık onun için. Kıyamet kopmuştu. Doğduğundan beri verdiği tüm emeklerinin, tüm uğraşlarının onu şimdi getirdiği noktaya baktığında; ne üzülmek için gereken enerji ne de her şeyi tekrar yoluna koymayı denemek için gereken tek bir ışık parıltısı kalmamıştı kalbinde. Arthur, elinde tüfek ile bir süredir uyanmalarını bekliyordu. Bu gerçekleştiğinde panikle kardeşine sordu.

-Hannah! Yolculuğunuz bitti mi? Artık ellerinizi ayırabilir miyim?

Onayı aldığınca bandı keserek kardeşini serbest bıraktı. Joel’e dokunmamıştı henüz. Serbest kalınca halsizlikten düşecek gibi olan kardeşini kollarının arasına alarak kibarca yere yatırdı.

-Hannah! İyi misin?

-İyiyim ben... Ben sadece...

-Hepsi geçecek. Merak etme.

-Hayır Arthur, geçmeyecek. Neden normal bir insan gibi yaşayamıyoruz?

-Bir daha kimsenin sana dokunmasına izin vermeyeceğim.

-Çok geç.

Bu sırada Joel çakısı ile kendini sandalyeden kurtardı. Gözleri açılmış, hareketlerine can gelmişti. Ne olursa olsun insanı devam etmeye zorlayan umut, etkisini gösterebilmek için hayal gücünü devreye sokup bir plan bulmasını sağlamıştı Joel’in. Arthur’un ise buna izin vermeye hiç niyeti yoktu. O çıkışa doğru yürürken arkasından tüfeğini doğrulttu.

-Sakın kıpırdama! Gelecekteki halini öldürdüm, seni de öldürebilirim.

Hannah eliyle tüfeği aşağı indirdi.

-Hayır!

-Ne yapıyorsun?

-Onu vurursan gelecekteki hali buraya hiç gelmemiş olacak. Bırak gitsin.

Kardeşinin elini iterek tekrar nişan aldı. İşaret parmağı tetiğin üzerindeydi. Silahı ateşlemesine yalnızca bir karıncayı ezecek kadar güç kalmıştı. Ancak kendisinde de aynı yetenek olduğundan kardeşinin demek istediğini tamamıyla anlamış, bu ufak kuvvetin domino taşları gibi büyüyüp sonuncunun tahmin edilemezliğini görmüştü. Yine de silahı indirmedi. Joel Hannah'ya döndü.

-Ne zaman bilmiyorum Hannah, ancak seni tekrar bulacağım ve bu durumu düzelteceğiz.

-Buraya geri gelmeyeceksin! Duydun mu beni!?

Hannah bir kez daha abisine seslendi.

-Onu öldüremezsin.

-Öldürebilirim ve öldüreceğim de.

Hannah’nın sesi aniden yükseldi.

-Hayır Arthur! Öldürmedin. Neden ısrarla anlamıyorsun!?

-Öldüreceğim.

-Öldürmedin.

-Nereden biliyorsun?!

-Tetiği çekmiş olsaydın bunlar yaşanmayacaktı bile!

-Şimdi çekeceğim ver her şeyi değiştireceğim!

-Yapmayacaksın!

-Buraya bir daha gelmesine izin veremem…

-Çoktan geldi bile. Şu anda ne söylersen söyle bu onun buraya gelmesine yardım edecek. Şu anda yaptığın her şey, söylediğin, veya içinde tuttuğun; zamanı değiştirmek için yaptığın veya değişmemesi için yapmadığın her şey, fark etmezsin onun buraya gelmesini sağlayan yolu oluşturacak. Geçirdiğimiz her saniye, aldığımız her nefes, verdiğimiz her karar, kaderini yazan kaleme bir damla mürekkep olacak.

-Ben…

Ve Joel bodrumdan çıktı.

*

Uyanır uyanmaz odayı kolaçan ettiler. Neyse ki hırsız içeri girmemişti. Saklandıkları yerden çıkıp ilerlediler. Hannah yavaşça kapıyı açarken Joel silahı ile her türlü tehlikeye karşı hazırlıklı bekliyordu. Banyonun önüne geldiklerinde kapısının açık olduğunu gördüler.

-Sence hala evin içinde midir?

-Eğer anneme zarar verd…

Bu sırada üst kattan takırtı sesleri kulaklarına ilişti. Ne olduğunu bakmak için merdivenlere geldiklerinde hırsızın, vurulan arkadaşını sürükleyerek dış kapıya taşıdığını gördüler. Bu Joel için kaçırılmaz bir fırsattı. Silahını çekip ateşe hazırlandı ki Hannah onu durdurdu.

-Bırak gitsinler.

Sessiz konuşmuş olsa da hırsız duymuştu. Sesin geldiği yöne baktığında bir anlık göz göze geldiler. Doğrudan kendisine doğrultulmuş silahı fark edince de taşıdığı arkadaşını bırakıp koşarak kendisini en yakın odaya attı ve kapıyı kilitledi. Joel ateş etse de hırsızı vurmayı başaramamıştı.

-Nasıl böyle bir aptallık yaparsın!?

-Bıraksaydın gidecekti zaten!

-Bırakamam işte. Annemin hayatını riske atamam!

-Asıl şimdi atıyorsun.

Önce yerde hareketsiz yatan hırsıza tekrar baktı.

-Az önce hayatını kurtardığın katil ölü arkadaşını taşımaya çalışıyordu. Bu kadar aptal olmasa kaçıp giderdi.

Saklandığı odaya yöneldi. Kapı açılmayınca geri çekilip sertçe tekme attı. Kilit kısmı çatlamış, ancak kırılmamıştı. Bir tekme daha attı. Ve bir tekme daha. Kapı büyük bir gürültü ile açıldı. Hırsız, odanın ortasında dizlerinin üstüne çökmüş bekliyordu. Gözlerindeki dehşet yaşamayı ne kadar istediğini net bir şekilde açıklıyordu.

-Dur! Lütfen beni öldürme.

-Seni öldürmeyeyim de annemi öldür değil mi?!

-Kimseye zarar vermedim.

-Ben olmasam verecektin.

-Hayır! Kimseyi öldürmedim. Yemin ederim ki kimseyi öldürmedim. Ben kötü biri değilim. Sadece hırsızlık yapıyorum. Asla birine zarar vermedim. Sadece kardeşimle…

-Annemi kurtaracağım ve buna kimse engel olamaz!

Tam tetiği çekecekti ki acı içinde bağırarak silahını yere attı. Kıyafetinin omuz yeri yırtılıyor, etinde uzunca bir yara oluşuyordu. Hannah bağırdı.

-Olamaz! Kopyamızı buldular.

Hırsız ne olduğunu anlayamamıştı. Önce camdan kaçmak için arkasını döndü. Sonra silahı alıp ikisini de öldürmek için onlara doğru koştu. Sonra bunun çok riskli olduğuna karar verdi. Sandalyeyi aldı ve pencereye fırlatıp camı kırdı. Joel eğilip silahını aldı. Hırsız camdan dışarıya atlarken arkasından ateş etse de onu vuramamıştı. Peşinden koşarken bu sefer de öbür kolu yarılmaya başladı. Yere çöktü.

-Bırak işte! Kaçıyor. Anneni kurtardın.

-Hayır. Onu öldürmeliyim!

-Eve dönmeliyiz! Ölüyorsun!

Ayağı kalktı ve camdan dışarıya baktı. Hırsız ormanlığa doğru hızla ilerliyordu. Bu sefer sakince silahını duvara dayadı. Nefesini tuttu, güzelce nişan aldı. Hırsızın hareket etme şeklini beş saniye boyunca izledi. Vurulmamak için zikzak çizerek koşuyordu. Sonraki hamlesinin ne olacağını tahmin edip tetiği çekti ve onu ensesinden vurdu. Omuriliğini delip geçen kurşun bademciğini parçalayarak dışarıya çıkmıştı. Ailesini, geleceğini korumuştu. Sonunda başarmıştı.

-Hadi! Hemen geri dönüyoruz!

*

-Öldün Joel!

-Her şey düzelecek...

-Bırak işte. Bırak kaderin nasıl ise öyle kalsın.

-Yaptıklarım kadar yapmadıklarım da kaderimi belirler. Annemi kurtaracağım ve her şeyi düzelteceğim.

Bu sırada siren seslerini işittiler. Annesi polisi aramış olmalıydı.

-Polisler geliyor! Yakalanırsak ne olur biliyor musun!?

-Annemin yaşadığı görene kadar hiçbir yere gitmiyorum!

Kanlı elleriyle korkuluklardan tutuna tutuna yatak odasına çıktı. Yerçekimine karşı adım atarken vücudunun tükendiğini hissedebiliyordu. Ayakta durabilmesinin tek sebebi, annesinin sağlıklı bir şekilde nefes aldığını gördüğünde yaptıklarının boşa olmadığını öğrenmesi ve gözlerini bu kez, belki de ilk defa huzurlu kapamak istemesiydi. Tüm bunlara rağmen ona fazla yaklaşmaması gerektiğini hatırlatıp duruyordu Hannah. "Ne olursa olsun?!" dedi. Sarılacağım ona. "Kurtardım seni!" diyeceğim. Kolu çevirdi, ne yazık ki kapı kitliydi. Bu kapıyı da tekme atarak açması lazımdı fakat yaptığı her hareket bir kilometre koşmuşçasına yoruyordu onu. İlk tekmeyi attıktan sonra otuz saniye kadar yere çömelip dinlendi.

-Bırak işte!

-Görmem lazım. Kendi gözlerimle görmeden vazgeçemem.

-Evren seni vazgeçmeye zorluyorsa vazgeçmelisin.

Söylenenlere aldırmadan ikinci tekmesini de vurunca kapı açıldı. Ancak yatak odasında kimseyi göremedi. Hızlıca beşiği kontrol etti.

-Bu da ne?! Zamanla ilgili bir şey mi oldu? Yok mu oldum?!

-Sakin ol! Evde çıkan onca gürültüden sonra hala neden burada beklesin. Muhtemelen kaçıp polisi aramıştır.

-Mutfaktan gizlice çıkmış olmalı.

Gücü azaldıkça hareketleri hızlanan Joel, Hannah’yı neredeyse yerde sürükleyecek kadar hızlı yürüyordu. Bu kadar sık zaman ve mekân değişikliği Hannah’nın zihnini derinden sarsmış, düşüncelerini paramparça etmişti. Joel’in ise sabrı tükenmiş, annesini görme isteği diğer tüm duygularını yiyip bitirmişti. Mutfak ışığını açar açmaz masanın üstündeki telefonu gördü. Annesi de buralarda bir yerlerde olmalıydı. Tam telefona uzanacaktı ki sol kürek kemiği ile köprücük kemiği arasına kocaman bir bıçak saplandı. Bıçak, beş parmak kadar girmişti etinin içine. Bu kadar dikkatsiz davrandığına inanamıyordu. Bir kişi olduğunu düşündüğü hırsızın iki arkadaşı daha vardı. Telefon burada olduğuna göre az önce omuzuna bıçağı saplayan hırsız annesini de öldürmüş olmalıydı. “Hayır!” öfkeyle bağırdı. Silahını çıkardığı gibi hırsıza ateş etmeye başladı ki, suratını gördüğü anda hemen tetikten elini çekti. Ne yazık ki yeterince hızlı davranamamıştı. Ölüm kusan silah, yeterince iyi refleks gösterip tetiği bırakana kadar annesine iki kurşun isabet ettirmişti. Omzuna bıçak saplayan kişi hırsız değil, çocuğunu korumaya çalışan bir anneydi. Onu öldüren çocuğunu... Ağlayarak annesinin yanına eğildi. Maskesini çıkardı.

-Anne! Anne benim. Uyan lütfen.

Sıkıca elini tutuyor ve son kez en azından oğluna bakıp, gözleriyle “Seni seviyorum.” Demesini bekliyordu. “En azından denedin.” Ancak kalbinden ve yanağından vurulan kadın, son nefeslerini verirken daha önce hiç görmediği bu yüze düşmanca bakmıştı.

-Joel polisler geliyor!

-Annemi ben öldürmüşüm... O kadar zamandır...

Hannah tüm gücüyle omzundan sallıyordu.

-Gitmeliyiz Joel!

-İnanamıyorum. Kendimi dinlemedim. Dinlemedim! Dinlemedim!

-Joel!

-Nasıl yaparım!? O kadar uyarı varken nasıl bu denli umursamaz, aptal gibi davranırım!? Bunu düzelteceğim. Seni tekrar bulup o uyuduğumuz geceye gideceğim ve kendimi durduracağım!

-Geri gelmek mi? Nereye?

-Götür bizi. Hemen geri dönelim! Buna bir son vereceğim!

-Önce saklanmalıyız. Kopyamız silinene kadar polisler bizi bulabilir.

*

Joel bağırarak bodrum katta uyandı. Sırtları birbirlerine yaslanmış, iki sandalyede bağlı oturtturulmuşlardı. İki farklı zamandan Joel ve Hannah karşı karşıyaydı. Yaşlı Hannah hala baygındı ve çok kan kaybediyordu.

-Beni dinle Joel! Derhal durmalısın!

-Sen kimsin?

-Senin dört yıl sonraki halinim. Ne yapacağını biliyorum. Buna hemen son vermelisin.

-Bu gerçek olamaz!

-Gerçek! Konuşmayı kes ve beni dinle artık! Zamanımız kalmadı! Eğer anneni kurtarmaya gidersen onu sen öldüreceksin!

Joel'in gözleri kocaman açıldı.

-Ben asla anneme zarar vermem. Eğer gerçekten ben olsaydın bunu çok iyi bilirdin!

-Bilerek yapmıyorsun zaten!

-Asla anneme zarar vermem! Ben katilleri öldürmeye gidiyorum.

-Katilleri öldürüyorsun. Sonra da ann...

Joel'in aklına bir şey geldi. Mademki ikna edemiyordu en azından ipucu verecekti.

-Evde iki katil var! Tamam mı?! Sakın üçü...

Genç Joel sözünü kesiyordu.

-Yalan söylüyorsun!

-Beni dinle! Mutfağa ind...

-Annemi asla vurmayacağım!

-Yanlışlıkla onu vuruyorsun Joel! Neden buraya geri geldiğimi sanıyorsun!? Seni, yani kendimi durdurmak için! Anneni öldüren sensin, başından beri sendin!

-Kapa çeneni!

-Evet kapa çeneni.

Arthur elinde avcı tüfeği ile aşağıya geldi. Kimse bir şeyi anlayamadan da tek kurşun ile yaşlı Joel'in kafatasını paramparça etti. Zamanda yolculuk sırasında ölen Joel'in cesedi yere yığılırken, yaralı Hannah’nın kopyası yok oldu.

Bu zamandaki Hannah bağırıyordu.

-Ne yaptın!? Ya zamanda kaybolduysam!?

-Biz kaybolmuyoruz.

Ardından Joel'e nişan aldı. Onu Hannah durdurdu.

-Dur! Eğer onu öldürürsen yaşlı hali hiç buraya gelmemiş olurdu. Bunu yapamazsın.

Kardeşinin haklı olduğunu biliyordu.

-Bırak gitsin.

-Gitmek mi!? Buraya annemi kurtarmak için geldim. Şimdi işimi bitirmeden geri dönemem.

-Ne diyorsun sen Joel? Kendini duymadın mı?!

-Neler olduğu hakkında hiçbir fikri yok onun!

-O dediğin kişi sensin!

-Ben sadece şimdi benim!

-Az önce gözlerinin önünde öldün ve hiçbir şey olmamış gibi mi davranacaksın!?

-Ne yapayım? Bir kez daha geçmişe gidip bunu da mı durdurayım!?

-Neden ısrarla anlamak istemiyorsun? Yaptığın, sebep olduğun şeyi görmüyor musun? Tüm hayatın geçmişe gidip kendini uyarmakla geçiyor. Bir kez olsun, bir kez de şimdiki zamanda kendini dinleyemez misin?! Senden daha bilge halin seni uyarmaya geliyor ama ona kulak vermiyorsun! Geçmişte yaşamayı bırak artık da kabul et Joel. Annen öldü, ve haklısın bunu düzeltebilecek tek kişi sensin. Bunun yolu da kendini dinlemek! Şimdi durmak.

-Tamam. Senin dediğin gibi şu anda kendimi dinliyorum. Ve kalbim diyor ki, annenin sana ihtiyacı var.

-Bu devir asla bozulmayacak Joel! Böyle olacağını biliyordum.

-Ne olacağını?

-Zamanda sıkıştık...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bakış Açısı

Mariana

Tutsak Şeytan