İkiz Kardeşler
İkiz Kardeşler
-Anne?
Laure ne kadar bağırsa da bir türlü sesini duyuramıyordu annesine. Sofradan kalkmak istiyordu artık. Ancak önünde daha bitirmesi gereken kocaman bir haşlanmış yumurta duruyordu. Haşlanmış yumurtadan nefret ettiğini her fırsatta dile getirse de annesi inadına yapıyormuş gibi her sabah kızına bir adet yumurta haşlardı. Bu annesinden de nefret etmesine sebep oluyor muydu? Belki arada sırada. İkiz kardeşi Nancy ise haşlanmış yumurtaya bayılırdı. Bu yüzden kendi yumurtasını ona vermeye karar verdi.
-Nancy, benimkini sen yer misin?
Nancy ise pek oralı değildi.
-Hayır ben doydum.
-Hadi ya.
-Madem benim yerime oturdun sen ye.
Bir süre daha mızmızlanmasından sonra Nancy isteksizce da olsa kardeşinin yumurtasını yemeyi kabul etti. Nasıl olsa kardeşler bugünler için yok muydu?
-Of ver tamam.
Annesi içeriden konuşmaları duymuştu.
-Kiminle konuşuyorsun sen?
-Laure ile annecim.
-Nancy ile annecim.
Kardeşler aynı anda cevap vermişlerdi. Anne bıkkın bir bakış attı.
-Yumurtanı ye hemen.
Kahvaltıyı bitirir bitirmez odalarına koştular. Sakin bir mahallede yaşıyorlardı. İki katlı, beyaz, müstakil bir eve ve köpeklerinin rahat rahat koşuşturabileceği kadar büyük bir bahçeye sahiplerdi. Aynı odada, hatta aynı yatakta kalıyorlardı. Maddi durumları gayet iyiydi, isteseler annesi bir yatak daha alabilirdi fakat kardeşler birbirlerinden asla ayrılmak istemiyorlardı. Bir gece yine bu yan yana yatmanın garipliğini konuşmaya başladılar.
-Nancy?
-Efendim.
-Artık sana başka bir yatak mı alsak? Sekiz yaşına geldik.
Nancy yataktan doğruldu.
-Neden?
Bunun üzerine Laure de yattığı yerden kalktı.
-Artık çok büyüdük. Sığmıyoruz ki?
-Ama ben tek yatmaktan korkuyorum.
-Ben de korkuyorum. Yan yana koyarız gene yatakları, olmaz mı?
Nancy isteksizce omuz silkti. İçini bir kuşku kaplamıştı.
-Daha da büyüdüğümüzde beni tamamen bırakacak mısın?
-Hayır Nancy! Seni asla bırakmayacağım.
Sıkıca sarılıp tekrar yattılar. Yüzleri birbirlerine dönüktü. Burunlarının arasında sadece iki parmak kadar mesafe vardı. Kardeşinin nefesinin sıcaklığı ve güzel kokusu güven veriyordu ona. Ellerini yumuşacık yastığın altında birleştirmişlerdi. Nancy sordu.
-Babamızı özlüyor musun?
-Evet. Sen?
-Ben de. Bir şey söyleyeceğim ama anneme sakın söyleme.
Laure hiç düşünmeden sözünü verdi.
-Bazen babamı düşünüyorum, ama yüzünü tam hatırlayamıyorum. Bazen yani. Ya onu unutursam?
-Şu an hatırlayabiliyor musun mesela?
-Bilmem.
Nancy sıkıca gözlerini kapadı. Birkaç saniye sonra tekrar açtığında gözleri yaşlıydı.
-Hatırlayamıyorum işte! Sesini de unuttum. Keşke o kadar yaramaz olmasaydım da bizi bırakıp gitmeseydi.
-Senin yüzünden gitmedi Nancy, kendi gitmek istedi.
-Bir daha kimsenin beni bırakmasını istemiyorum. Büyüyünce çok iyi biri olacağım, ne isterlerse yapacağım.
-Ben de!
Aniden anneleri odaya girip ışığı açtı. Yatağın yanına eğildi.
-Ne oluyor?
-Uykumuz gelmedi anne.
-Güzel kızım benim, uyu hadi.
Alnına öpücüğü koydurup düşünceli bir halde kendi odasına döndü. Birkaç dakika sonra banyodan hıçkırık sesleri gelmeye başlamıştı. Laure yavaşça odasından çıktı. Merdivenlerden meraklı ama sakin adımlarla aşağıya indi. Karanlık koridorda banyo kapısından sızan ışığa doğru ilerledi. Aynada annesinin yansımasını gören Laure'nin yüreğine bir bıçak saplanmıştı sanki. Annesi bir yandan kendini tutmaya çalışsa da öyle içten ağlıyordu ki ciğerinin parçalandığı duyuluyor, kalbimin o derin yarası duyulabiliyor, yüreğinin acısını hissedilebiliyordu. Sesi duyulmasın diye bir yandan da ağzını eli ile kapatmaya çalışıyor, bu onun daha ürkütücü gözükmesine neden oluyordu. En son babaları evi terk ettiğinde böyle görmüştü onu. Neden şimdi bu kadar üzülmüştü ki?
-Anne, neden ağlıyorsun? Anne?
*
Laure kardeşinin işareti üzerine arabanın camından dışarıya baktı. Merakla sordu.
-Nerede? Göremiyorum.
-Mavi arabanın arkasına geçti. Birazdan görürsün.
Kırmızı ışıkta oldukları için anneleri rahat rahat arkasını dönebiliyordu.
-Neyden bahsediyorsun kızım?
-Arabanın arkasında bembeyaz bir köpek var. Laure'ye onu göstermeye çalışıyorum ama göremedi bir türlü.
Anne siniri bozulmuş bir şekilde yola döndü. Her günkü gibi yine gergindi. Laure köpeği görünce sevinçle tekrar kardeşine döndü.
-Gördüm. Nancy, keşke böyle bir köpeğimiz olsa değil mi? Zeytin'in tüyleri çok sert. Bununki yumuşacık gözüküyor baksana.
-Of! Eve ne kadar kaldı anne?
Anne arabayı küçük bir marketin önüne çekti.
-Ben markete gidiyorum. Akşama ne yapayım? Köfte mi tavuk mu?
İkisi de tavuk istediler. Ve birer adet de çikolata.
Anneleri arabadan indiğinde Nancy sordu. Her ihtimale karşı fısıldamıştı. Annesinin onları her yerden duyabileceğinden korkuyordu.
-Sence annemiz neden bu kadar sinirli?
-Bilmem. Babam evi terk ettiğinden beri böyle.
-Ama bu aralar daha bir sinirli. Sanırım bana kızıyor.
-Senin neyine kızacak? Sen bir şey yapmıyorsun ki.
-Yaramazlık yapıyorum.
-Hayır, biz çok uslu çocuklarız.
-Annemiz beni seviyor mu Laure? Doğruyu söyle.
-Seviyor tabiki.
Nancy tatmin olmamıştı. Hatta kızdı.
-Bana hep yalan söylüyorsun Laure!
-Ne!? Ben asla yalan söyl...
-Söylüyorsun işte! Mutlu olayım, hiç üzülmeyeyim diye yalan konuşuyorsun. Benim için yapıyorsun biliyorum ama yapma artık. Bıktım.
-Senin çok iyi bir kardeş ve çok iyi bir çocuk olduğunu bilmeni istiyorum sadece!
İki kardeş de her cümlelerinde seslerini daha da yükseltiyorlar, adeta gürültülerini yarıştırıyorlardı.
-Ya değilsem!?
-Babamız senin yüzünden gitmedi Nancy! Tamam mı!?
-Ya kim yüzünden gitti!?
-Annemiz yüzünden!
-Yalancı!
Alışverişini tamamlayan anne arabaya bindi. Kardeşi ile yaptığı yarışı sonlandıracak, asıl patronun kim olduğunu gösterecek şekilde bağırdı.
-Sesin dışarıdan duyuluyor. Ne diye bağırıyorsun!?
İkisi de ses etmedi. Yüzlerini aşağı çevirip, birbirlerinin ayakkabılarına baktılar. Anneleri de akşam için aldıklarını yan koltuğa yerleştirdi. Arabayı çalıştırıp ilerlerken bir yandan da sağ eli ile poşetten çikolatayı bulmaya çalışıyordu.
-Nerede bu aptal çikolata!?
Nancy kardeşine "Bak, gördün mü?" dercesine bir bakış attı.
-Çikolata istedim diye sinirlendi.
-Çikolata istemek yaramazlık sayılmaz Nancy.
Sonunda çikolatayı buldu. Laure önce uzanmak istedi fakat çikolatayı tutamayınca yere düştü ve koltuğun arkasına kaçtı. Bu sırada da öndeki araç aniden durdu. Annelerinin son anda frene basması ve sağa kırması sayesinde kılpayı kazayı atlattılar. Nancy kazayı atlattıklarına mı sevinse, şimdi annesinin bağıracak olmasından mı korksa karar veremiyordu. Sonrasında aklına kaza yapsalar ne kadar azar işiteceğini getirdi ve durumdan hoşnut olmaya karar verdi.
-Tutsana kızım şunu!
-Laure alacaktı anne.
Laure çikolatayı ararken anne tekrar yola döndü. Nancy, korkarak kendi çikolatasının nerede olduğunu sordu.
-Anne bana almadın mı?
-Ne?
-Neden sadece Laure'ye aldın.
Annesi sinirle kükredi.
-Yettin artık ama!
Nancy kendisini geriye attı. Uzaklaşabildiği kadar uzaklaşmak istiyordu annesinden. Nasıl bir canavara dönüştürmüştü onu? Hayatında gördüğü en kötü insandı kendisi. Babasını kaçırdığı yetmiyormuş gibi dünyalar tatlısı bu kadını bile ne hale getirmişti.
*
Sabah, aşağıdan gelen konuşma seslerine uyandı Laure. Kardeşi çoktan uyanmış olmalıydı çünkü yatakta değildi. Çıplak ayakları ile soğuk merdivenlerden sessizce indi. Annesi ince sesli bir adamla konuşuyordu. Adamın sesi yabancı değildi sanki. Kalp atışları ile birlikte adımları da hızlandı. Konuşmaların geldiği odanın kapısı kapalıydı. Anahtar deliğine gözünü dayadı. Normalde bundan çok korkardı çünkü sanki ne zaman kapı deliğine gözünü dayasa oradan biri gözüne anahtar sokacakmış gibi hissederdi fakat şu anda bunları düşünemiyordu bile. Tek düşündüğü içeri girip tekrar ''Baba!'' diye çığlık atmak ve ona sıkıca sarılmaktı. Bir kızın en büyük kahramanıydı babası. İlk aşkı, en güvenilir arkadaşıydı. Ancak o kahraman bile şimdi delikten baktığında yaşadığı hayal kırıklığını tamir edemezdi. İçerideki kel ve zayıf adamın onun kahramanı ile uzaktan yakından alakası yoktu çünkü. ''Üzgünüm hanımefendi.'' dedi kel adam. Annesi ağlıyordu.
-Çocuğunuz şizofren. Kendi kendine yarattığı ikiz kardeşi ile konuşuyor.
Laure sesine hâkim olamayıp bağırdı.
-Hayal değil o!
Adam annesinin omzuna dokunuyordu. Annesi de yaşlı suratını adamın göğsüne koymuştu. Adamın annesini kandırdığını, onu kullandığını anlamıştı. Yukarıya geri koştu. Yüzünü pembe yastığına gömdü. Neden annesi o adama kanıyordu ki? Kardeşi Nancy'nin hayal olduğuna nasıl inandırdı?! Gerçek olduğunu anlaması için daha ne yapmalıydı? Yemek yiyordu, annesine cevap veriyordu, banyo yapıyordu. Belli ki suçlu o adamdı. Kaşları kalkık, katili bulmuş bir dedektif misali kaldırdı kafasını yastıktan. Annelerini kızdıran Nancy değildi, o adamdı. O kel şeytandı her şeyin sorumlusu. Buna daha fazla izin vermeyecekti! Odasına çıkarkenki yukarı kalkık hüzünlü kaşları, şimdi inerken dik bir yokuş gibi çatmıştı. Tam kapının önüne gelmişti ki kardeşi onu durdurdu.
-Oraya girme.
-Gireceğim! Nancy sen de benimle gel. Seni anneme göstermeliyiz.
-Üzgünüm, annem artık seninle konuşmamı istemiyor.
-Neden?
-Bilmiyorum. Yaramazlık yaptım diye yasakladı herhalde.
-Annem seninle konuştu mu? Öyleyse ne diye hala senin gerçek olduğuna inanmıyor?
-Dediğini anlamıyorum.
-Yaramaz olan sen değildin kardeşim! O adamdı. Annemizi kandırıyor. Babam olmadığı için babamın yerini tutmaya çalışıyor. Senin, benim hayal ürünüm olduğunu iddia ediyor. Çok kötü bir insan o! Yalancı olduğunu söyleyelim anneme hadi. Seni görmesi lazım.
-Annemi daha çok üzmek istemiyorum.
-Anlamıyor musun Nancy? Sen gerçeksin!? Baksana sana dokunabiliyorum, kokunu alıyorum, duyuyorum... Hayalet olsan görünmez olurdun.
-Keşke öyle olsaydım. Uçup giderdim bu cehennemden.
-Anneme şeytanı gösterirsek burası da cehennem olmaktan çıkar. Hadi, gel benimle.
Nancy belki de son kez sarıldı kardeşine.
-Özür dilerim Laure, yapamam. Seni çok özleyeceğim.
-Hayır! Gerçek olduğunu onlara göstereceğiz! Çabuk benimle aşağıya gelmelisin.
-Yapamam. Seninle görüşmem yasaklandı. Annemi daha fazla üzmeyeceğim, artık uslu çocuk olacağım.
-O zaman ben tek yaparım.
Laure onu kenara itip içeriye daldı. Bir yandan öfke gözyaşları döküyor bir yandan da çığlıklar atıyordu.
-Benim kardeşim hayal değil!
Annesi onu takmıyordu, kel adamla konuşmasına devam etti.
-Çok denedim doktor bey. İnanın bana dediğinizi çok denedim. Hayali arkadaşı gerçekmiş gibi davranmaya uğraştım fakat yapamıyorum artık! Çocuğumun gözümün önünde delirmesine katlanam...
-Bu hiç kolay bir şey değil. Sizi çok iyi anlıyorum.
Laure bağırıyordu.
-Anne! Benim kardeşim hayal değil dedim!
Kel adam annesini adeta hipnotize etmişti, sesini bir türlü duyuramıyordu Laure. Koşarak adamın bacağına sert bir tekme indirdi. Adam bir şey olmamış gibi yerinde duruyordu.
-En azından bu günkü konuşmamızda büyük bir aşama kaydettik. Kızınızın hayali karakterinin ismini öğrendim.
-Benim dediğimmiş değil mi?
-Evet, söylediğiniz kişiymiş. İsminin Laure olduğunu öğrendim.
-Peki neden kendisine kardeş yaratıyor?
-Büyük ihtimalle babasının aileyi terk ettiğini düşündüğü için ciddi bir yalnızlık, ve buna kendisinin sebep olduğuna inandığı için özgüven kaybı yaşıyor. Her şeyin kendi hatası olduğunu düşünüyor. Psikolojisinin ayakta kalması için birinin ona sürekli destek olması gerekiyor. Bu yüzden de kendisine Laure adında bir kardeş yaratmış. Belki de ona babasının öldüğünü, yani olayın gerçekten onunla bir ilgisi olmadığını açıklamalısınız.
-Peki düzelecek mi doktor bey?
-İlaçlarını almaya devam ettiği sürece bir sıkıntı olmayacaktır. Ancak, kızınız asla tamamen iyileşemeyecek. İlaçlar ile hayatını sürdürecek. Ve sakın ha düzeldi diye tedaviyi keseyim demeyin, eskisinden de kötü duruma düşer.
-Ben... Ben anne değilim. Kızıma bunları yaşattım ya kimse bana anne demesin. Anne değilim ben.
-Hanımefendi, başınıza gelenler atlaması kolay şeyler değil. Kızınıza, babasının öldüğünü açıklamak... Çok zor. Gerçekten, anlıyorum desem yalan söylemiş olacağım. Ancak bir şekilde ona gerçeği söylemeli, destek olmalı, onu yeni arkadaşlar edinmesi için cesaretlendirmelisiniz. Yoksa sürekli yarattığı hayali arkadaşları ile yaşar. Gereken desteği siz vermelisiniz. Onun suçsuz olduğunu net bir şekilde açıklayın. Bunu yapın ve her zaman, her koşulda yanında olun ki Laure'ye ihtiyaç duymasın.
-Yapamadım. Yanında olamadım.
-O günler artık geçmişte kaldı. Sizin de kendinizi iyileştirmeniz gerekiyordu. Büyük bir kayıp yaşadınız. Bundan sonra çok iyi bir anne olacağınıza eminim.
-Bundan sonra mı? Bundan sonra diye bir şey yok. Sonrası kalmadı ki.
-Lütfen böyle düşünmeyin. En azından kızınız için güçlü kalmalısınız.
-Bilmiyorum.
-Size verebileceğim en iyi tavsiye budur. Eğer siz ona ihtiyacı olan sevgi ve özgüveni veremezseniz o da verecek birilerini yaratacaktır. Daha çok küçük. Umudunuzu sakın kesmeyin. Bu kapıdan çıktıktan sonra geçmişi geride bırakın ve tüm sevginizi kızınıza verin. Huzurlu bir ev, sorunlarınıza çözüm olacaktır.
*
Gece saat üç gibi uyandı Nancy. Kâbus görmüştü, fakat annesini uyandırmak istemiyordu. Sessizce mutfağa gitti. Kendisine bir bardak su koydu. Tam içecekti ki Laure elinden kaptı bardağı.
-Ne yapıyorsun!? O benimdi.
-Su içmenin sırası değil kardeşim. Yapmamamız gereken bir işimiz var.
-Sen gerçek değilmişsin. Annem öyle dedi.
-O kel şeytan anneni kandırıyor da ondan.
-Gerçek misin yani?
-Tabi ki gerçeğim.
Nancy sıkıca sarıldı kardeşine. Gözlerinden anında yaşlar boşaldı. Kâbusları bitecekti sonunda. Yalnızlığı sona erecekti.
-Seni o kadar özledim ki Laure! Anlatamam!
-Ben de seni canım kardeşim.
-Bana kızmadın değil mi?
-Hayır. Hem merak etme, bir daha asla bizi ayırmalarına izin vermeyeceğiz.
-Peki ne yapacağız?
Laure çekmeceden bir meyve bıçağı çıkarıp Nancy'ye uzattı.
-Al.
-Bıçakla oynama.
-Yarınki görüşmende, şeytanı öldüreceksin.
-Hayır!
-Bunu yapmak zorundasın Nancy! Anneni sevmiyor musun? Anneni kurtarmak istemiyor musun? Ne biçim bir çocuksun sen!? Önce babamızı kaçırtıyorsun, şimdi de annemizin başka bir adama gitmesine izin veriyorsun!
Nancy çaresizce diz çöktü.
-Yapamam!
-Yapacaksın!
-Git buradan! Git dedim! Artık sevmiyorum seni. İstemiy...
Laure kardeşinin üstüne çıktı. Bıçağı boğazına dayadı.
-İster sev ister sevme, yarın o adamın kalbine bu bıçağı saplayacaksın
-Bırak beni! Anne! Anne!
-Sessiz ol! Beni görürse gene sana kızacak.
Annesi koşarak içeri girdi. Işığı açtı.
-İyi misin canım? Ne oldu?
Nancy annesinin kollarına bıraktı kendisini.
-Ne oldu birtanem?
Göz ucuyla annesinin arkasındaki Laure'ye bakıyordu.
-Ne oldu tatlım? Cevap versene.
Kızının arkasına odaklandığını fark eden anne yavaşça kafasını arkaya çevirdi. Hiçbir şey yoktu.
-Yine Laure mi? Seni rahatsız mı ediyor?
Nancy bir şey söyleyemiyordu.
-Cevap versene kızım.
Anne kızına destek olabilmek için güçlü gözük zorunda olduğunu hatırladı. Sesini pesleştirdi, derin bir nefes alıp kalp atışını yavaşlattı.
-Laure miydi canım benim?
Nancy kafasını aşağı yukarı salladı.
-Hala burada mı?
Laure arkadan yavaşça yaklaşıyordu. Elindeki bıçağı ağzına dayamış "Sus." işareti yapıyordu kardeşine. Anne kızını hafifçe sarsarak bir daha sordu.
-Burada mı kızım?!
-Anne korkuyorum.
-Korkma canım, ben yanındayken sana hiçbir şey yapamaz.
-Dur! Lütfen yapma!
-Sakin ol canım.
-Yapma!
Laure engel olmasına fırsat vermeden bıçağı annesine sapladı. Boğazının sağ tarafından girmiş, sol tarafından çıkmıştı. Nefes alamıyordu, konuşamıyordu. Yerde debelenirken önce kızını ayağı ile ittirmeye çalıştı. Ancak bu onu durdurmadı. Ardından karnına sertçe tekme attı. Kız geriye düşünce masanın üstündeki ev telefonuna ulaşmaya çalıştı. Laure buna izin vermeyecekti. Ayağı kalktı ve sırtına bir bıçak darbesi daha indirdi. Ardında bir tane daha, ve bir tane daha... Nancy bağırıyordu.
-Yapma! Dur lütfen!
Laure durmadı.
-O seni hiçbir zaman sevmedi. Kötü hissetmenin sebebi oydu. Sana tek değer veren benim.
-Yapma! Yalancısın! Yalancı seni!
-Bana yalancı diyorsun ama asıl yalancı o!
Sırtına bir düzine bıçak darbesi alan kadın artık hareketsizdi.
-Ne yaptın sen Laure!? Ne yaptın!?
-Ben mi?
Nancy kan kaplı ellerine baktı. Sonra da hemen ayaklarının dibindeki bıçağa.
-Ben? Be...
-Asıl sen ne yaptın Nancy?!
-Ben yapmadım.
-Anneni öldürdün.
Nancy bir şeyler söylese de dedikleri anlaşılmıyordu. Kelimeler, dudaklarındaki gözyaşları ve sümüklere karışıyor; anlamsızlaşıyorlardı. Laure kardeşine sarıldı. Küçük elleriyle kardeşinin yüzündeki yaşları sildi.
-Merak etme, seni affediyorum. Her zaman da affedeceğim. Hiçbir şey senin suçun değil. Annen sana sürekli yalan söyledi. Babamızı öldürdü ve suçu sana attı. Bizi bile ayırmaya çalıştı Nancy! Ama artık birlikteyiz. Sonsuza kadar birlikte olacağız. Hiçbir güç bizi ayıramaz. Seni çok seviyorum kardeşim.
-Ben de seni kardeşim.
Yorumlar
Yorum Gönder